Tarih (1)
  • 1914 – 1921 I.Cihan Harbi Sonrasında Yeni İslam Alemi by: Prof.Dr. Lothrop Stoddard  15,00

    Bir Medeniyet Sorgusu ve Arayışı

    Yaklaşık 100 yıl önce “Yeni Dünya”nın gözüyle; Avrupa, Avrupa’nın İslam dünyasına bakışı, İslam dünyasının medeniyet arayış ve sorgulamasını ortaya koyan bu eser yayınlandıktan sonra hemen belli başlı dünya dillerine çevrilmiş ve tartışmaların odağı olmuştur.

    Prof. Dr. Lothrop Stoddard; eserinde kullandığı anlamaya çalışan bir ilim adamının yumuşak dili ve bakış açısı ile, kendisinden önce İslam Alemi hakkında yazan Batılı yazarların suçlayıcı, tahkir edici, peşinen mahkum edici üsluplarını terk etmekle İslam dünyasının haklı ilgisine mazhar olmuştur. Eserin, yayımlandığı günlerde olduğu gibi, İslam Birliği, İslam Teceddüdü, Milliyetçilik, Türk-Arap, Türk-Ermeni ilişkileri, Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele konusunda yeni açılımlara ve tartışmalara vesile olacağını düşünüyoruz

  • Hasan Sabbah’ın Cennet Fedaileri by: Ömer Rıza Doğrul  20,00

    Tarihî belgelere dayanarak kurgulanan bu kitabın ilk bölümü, İslam dünyasının mukadderatına hâkim olacak derecede kuvvet ve kudret kazanan gizli ve yıkıcı teşekküllerin fikrî boyutunu tarihçesiyle birlikte ele almaktadır. Haşhaşın gücünü kullanarak ve insanların en kutsal değerlerini sömürerek örgütlenen Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah ve fedaileri, “ilk derin devlet”, “gerçek anlamda ilk terör örgütü” olarak nitelendirilir. Hatta, Batı literatüründe assasinate olarak geçen suikast kelimesinin kökeni, Hasan Sabbah’ın örgütü Haşhaşilere dayanmaktadır.

    Kitabın ikinci bölümü, Haşhaşiler tarikatını bütün dehşetiyle gözler önünde canlandırmak için, sürükleyici bir roman şeklinde kurgulanmış. Tarihî gerçeklere dayanan kurguda, Şark’ın Şanlı Sultanı Salâhaddin Eyyubi’nin yeğeni Belebek Emiresi Melike’nin, Hasan Sabbah’ın haleflerinden Cebel Şeyhi Sinan ve fedaileri tarafından kaçırılması konu alınıyor. Arka planında Kudüs’ün Müslümanlarca fethinin de yer aldığı bir dekorda, amansız bir mücadele ve zarif bir aşk hikâyesi yer alıyor…

  • Hazar Ötesi Türkmenleri by: Ekber N. Necef (Akbar Nedjefov), Ahmet Annaberdiyev,  17,00

    Türkmenleri ne kadar tanıyorsunuz?

     Arap kaynaklan, “Türk” kelimesinin “terk etmek”, “men” in ise “iman etmek” anlamına geldiğini ve Türkmen kelimesinin, İslam’ı kabul etmiş Oğuz Türkleri için kullanılan bir ifade olduğunu iddia ediyor. Oysa Çin ve Sogd kaynaklarında Türkmen ifadesinin Araplar kullanmadan tam iki asır önce “ebedi Türk” anlamında kullanıldığı ve Müslüman-Türk kimlikli topluluklardan bağımsız olarak oldukça erken dönemde yaşamış bir etnik kimliğe işaret ettiği görülüyor. Bu kitap, derinlemesine yapılmış bir araştırmanın ortaya çıkaracağı bunun gibi ilginç tespitlerle dikkat çekiyor.

    Azerbeycanlı Ekber Necef ile Türkmenistanlı Ahmet Annaberdiyev, Türkmen kimliğinin ve kültürünün öyküsünü anlatırken arkeolojik bulgulardan, Çin, Arap, Fars, Türk, Rus ve Batı kaynaklarından, hatta “ideolojik yorumuna rağmen göz ardı edilmemesi gereken” Sovyet dönemi tarih araştırmalarından, Sogd kaynaklarına ve M.Ö 2.yy’da yaşamış seyyahların notlarına kadar birçok belgeyi dikkate alıyorlar. Çinliler’in Türkmenler için kullandıkları “Tö-kyu Möng” ifadesinde, kendilerini Mengü diye tanımlayan Göktürkler’in izini buluyorlar. Bu bilgiler ışığında Türkmen adının Oğuzlar’dan ve özellikle Müslüman-Türk kimlikli topluluklardan büsbütün bağımsız olarak, oldukça erken bir donemde etnik ve coğrafi bir tanımlama olarak kullanıldığının altını çiziyorlar.

    Kitapta Türkmenler’in menşei ve Türkmen ulusunun oluşumu gibi konuların dışında Rus işgalinden sonra Türkmenler’in milli konumu da inceleniyor. Kitabın en ilgi çekici özelliklerinden biri, ise Türkmenler’in, kendileri için bir dönüm noktası olan 19. yüzyılda mercek altına yatırıldığı ve kabile tarzı yaşamdan, ulusal yapılanmaya dönüşmelerinin, dini yapılarının ve aile hayatlarının çarpıcı detaylarla işlendiği bolüm.

    Orta Asya’dan Anadolu’daki Türkler’e kadar bin yıldan uzun bir süredir Türk tarihini yönlendirmiş Türkmen toplumunun ve çok sayıda ulusun öz milli benliğini oluşturan Türkmen etnik yapısının tanınmasına büyük katkı sağlayacak bir çalışma.

  • II. Abdulhamid’in Eğitim Hamlesi by: Ömer Faruk Yelkenci  11,00

    Günümüzü anlamak istiyorsak 19. Yüzyılı anlamamız gerekir. 19. Yüzyıl Osmanlısını anlamak için de II. Abdülhamid’i ve onun icraatlarını bilmemiz gerekir. Türk modernleşmesinin en önemli köklerinin bu dönemde olmasının yanında, II. Abdülhamid’in büyük eğitim hamlesi, bu dönemin ön plana çıkan özellikleri arasındadır.

    Eğer Türkiye’nin modernleşme hikâyesini merak ediyorsanız; Osmanlı/Türk modernleşme hareketlerinin başlangıcından 19. yüzyıla kadar ve 19. Yüzyıl boyunca neler olduğunu, bilhassa II. Abdülhamid’in yaptıklarıyla ve yapamadıklarıyla bu sürece nasıl bir etkide bulunduğunu, onun eğitim alanında yapmış olduğu büyük çalışmayı sosyolog ve tarihçilerin nasıl değerlendirdiklerini bu kitapta bulabilirsiniz.

    “Modern Türk eğitim sisteminin temeli ne zaman ve nasıl atılmıştır” sorusuna cevap arıyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.

  • İslamiyet Öncesi Arap-İsrailoğulları İlişkileri by: D.S. Margoliouth  6,50

    İngiliz Akademisi üyesi, Oxford’un elli yıllık Arapça profesörü İslâm üzerine öncü nitelikli araştırmalarıyla tanınan D.S. Margoliouth’un, Schweich Vakfı’nda Arap İsrailoğulları erken devir ilişkileri üzerine verdiği üç konferansın derlemesi. Arap İsrailoğulları İlişkileri‚
    a) Kitab-ı Mukadddes Öncesi Devir
    b) Kitab-ı Mukaddes Devri
    c) Miladın İlk Asırları (İslâmiyet’e kadar) dönemlerinde ele alınmıştır.
    Kitapta yazar diğer Sami ırklar gibi İsrailoğulları’nın da ilk vatanının Arabistan olduğunu hitabelerden, Eski Ahit’teki anlatımlardan ve dilbilimsel verilerden hareketle ortaya koymaya çalışmaktadır. Ancak yazar eldeki verilerin, onların yarımadanın şu veya bu bölgesinden geldiklerini ya da Filistin’deki diğer kavimlerle olan bağlarını kesin olarak tespit etmeye imkân vermediğini de belirtmektedir.
    Bu araştırma XX. asrın ilk yarısında Yahudi tarihinin yeniden kurulması aşamasında yapılan çok sayıda çalışmadan biridir. Bu çalışmalar Yahudilerin kendilerine olan saygılarının arttırması yanında diasporadaki kaderlerinin daha iyi anlaşılmasını ve hatta İsrail devletinin kurulmasına önderlik eden millî hareketin doğmasına vesile olmuştur.

  • Kanlı Gömlek by: Ömer Rıza Doğrul  24,00

    İslam Tarihi’nin en önemli olaylarından birini aydınlatmak için yazılan bu eser, ana kaynakların kaydettiği tarihî gerçeklere dayanarak

    • Hz. Osman’ın şehit edilişini,
    • İlk Yahudi dönmelerinin kurdukları gizli ve yıkıcı cemiyet ile bu cemiyetin Müslümanlar arasında çıkardığı fitneleri,
    • İslam Tarihi’nde yaşanan ilk iktidar mücadelelerini ve bundan dolayı Hz. Ali ile Hz. Ayşe ve Muaviye arasında vuku bulan olayları, edebî bir üslupla konu etmektedir.

    Cumhuriyet döneminin usta kalemi Ömer Rıza Doğrul bu eseri yazarken olayların mümkün olduğu kadar tasavvur edilebilmesi maksadıyla bu olayların kahramanlarını konuşturmak ve bu sayede en karmaşık tarihî olayların kolaylıkla anlaşılmasını sağlamak istemiştir.

  • Kaşgarlı Mahmut by: Ferhat Ciylan  27,00

    Kaşgarlı Mahmut, bilinen en eski Türk dili araştırmacısıdır. Kendisinden önce yapılmış benzer bir çalışma olmaksızın, Türk dilinin ilk sözlüğünü yazdı ve dilbilgisi kurallarını ortaya koydu. Eserinde aynı zamanda Türk töre ve geleneklerine, Türk şiirine, atasözlerindeki Türk felsefesi ve dünya görüşüne, spordan yemek adlarına kadar, Türklüğe ait günlük hayatın akla gelebilecek nesi varsa yer vererek bir Türkiyyat ansiklopedisi meydana getirdi. 1. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut, Divânü Lugâti’t-Türk’üyle, Büyük Selçuklu idaresi ve önderliğinde bütün bir Müslüman âleminin Türk asrını yaşamakta olduğu müjdesini verdi.

    Kaşgarlı’nın en az eseri kadar zengin ve ilginç yaşam öyküsünde, bu dâhi Türk âliminin çok çeşitli yüzlerini görürüz: Karahanlı hanedanlığı soyundan gelen ve ailesinin uğradığı toplu suikast sonucu anavatanından uzaklaşan asil bir mülteci. Yıllar boyunca il il Türk topraklarını gezip bilgi ve malzeme toplayan bir antropolog. Melikşah’ın zevcesi Terken Hatun’a müteşekkirliğini belirten methiyeler yazan bir şair. Eserini halifeye sunduktan sonra memleketine dönüp talebe okutan bir müderris. Öldükten sonra türbesi sayısız Türk’ün uğrak yeri haline gelen bir evliya.

    Üstadın hayatını yüzyıllar sonra bir memleketlisi, yaşadığı toprakların dili olan Uygur Türkçesinde bir roman hâlinde kaleme aldı. Çin yönetimi altındaki Doğu Türkistan’da yayınlanmasıyla daha da büyük bir anlam taşıyan bu romanın, Türk dilini ve Türk bilincini daha ileriye taşıyacak nesiller yetişmesine katkıda bulunması dileğiyle…

  • Kenya’nın Müstemleke Tarihi by: Cafer Talha Şeker  14,00

    Afrika’da Kolonyalizmin İki Silahı: Din ve Sermaye alt başlığı ile sizlere sunduğumuz Kenya’nın Müstemleke Tarihi kitabı  on dokuzuncu yüzyılda Avrupalı devletlerin ve şirketlerin istimlak ettiği Afrika’da her ülke kendi müstemlekesini inşa etti. Avrupalıların Afrika’daki yayılışı, kendi dinini yayma iştiyakıyla hareket eden Hristiyan cemaatlerin vakıf faaliyetleri ve büyük paralar kazanma azmiyle hareket eden kolonyal şirketlerin yatırım teşebbüsleri üzerinden gerçekleşti.

    Şark Afrika’da inşa edilen İngiliz Müstemlekesi zamanla Yahudi iş adamlarının da dikkatini çekti. 20. yüzyılın başlarında Siyonizm Lobisi’nin Afrika’daki İngiliz mülkünde İsrail Devleti kurmak için Londra’dan talep ettiği topraklar bugünkü Kenya ile Uganda’nın elindeki yerlerdir. Bu topraklarda bugün petrol bulunmuştur ve bölgenin jeo-stratejik değeri artmaya başlamıştır. Bu kitap, Avrupalı girişimcilerin sahip oldukları inancı ve ellerindeki sermayeyi kullanarak Afrika’da nasıl yayıldıklarını Kenya üzerinden ele almıştır.

    “C. Talha Şeker’in kitabı mukaddime mahiyetinde olsa da tafsilatlı, tarafsız, ilmi ve iyi yazılmış akıcı bir eserdir. Okuyucularına meseleyi anlatırken sistematik bir şekilde Kenya’nın siyasi tarihindeki mühim dönüm noktalarını gösteriyor. Kenya’nın müstemleke edildiği kısa dönemin tarihini, Mau Mau Hareketi ile kolonizasyondan kurtulma yolunda verdiği mücadeleyi ve nihayetinde hürriyetine kavuşup hür ve egemen bir millete dönüşme hikâyesini anlatıyor.”

     

    Prof. Dr. Mohamed Bakari

  • Konstantinopol by: Harold Lamb  15,00

    Doğu ve Batı medeniyetlerine dair belgesel niteliğindeki tarihî romanları onlarca dile çevrilen Amerikalı ünlü yazar Harold Lamb’dan ilginç bir Konstantinopol hikâyesi…

    Kanuni Sultan Süleyman, Ömer Hayyam, Cengiz Han ve Timur gibi romanları ülkemizde uzun yıllardır okunan yazarın, Konstantinopol adlı bu eseri Türkçede ilk kez okuyucu karşısına çıkıyor.

    Eleştirmenlerin, “Bizans İmparatoru Büyük Jüstinyen hakkında yazılmış en iyi kitap” diye nitelendirdikleri Konstantinopol, yoğun bir araştırma sonucu kaleme alınmıştır.

    Yazarın kendi ifadesiyle; “çok sayıda halkın birbiri içinde erimesiyle oluşan, halkı gibi kendisi de benzersiz özelliklere sahip, kadim Akdeniz medeniyetinin muhafaza edilebildiği tek yer olan” Konstantinopol’un hikâyesidir anlatılan.

    Bizans sanatına ve mimarisine dair etraflı bilgi de veren kitapta, Jüstinyen’in imparator olduğu dönem bütün yönleriyle ele alınmış; İmparatoriçe Theodora, Narses, Belisarius, Kapadokyalı John gibi devrin önemli şahsiyetleri detaylarıyla işlenmiştir.

    Eserde ayrıca, “Jüstinyen dönemi” olarak bilinen 6. yüzyılda, Bizans İmparatorluğu’nda dinî meselelerin hemen her alanda nasıl merkezî bir yer işgal ettiği gözler önüne seriliyor.

    Erken dönem Ortodoks Hristiyanlığına dair çarpıcı bilgiler içeren romanda, Ayasofya’nın inşası ve kubbesine yerleştirilen hilalin, devrin Hristiyanları için ne anlama geldiğini öğrenecek, Bizans ile özdeşleşen erguvan renginin sırrını keşfedeceksiniz

  • Kopuzlar by: Şakir Kopuz  10,00

    Rize’li Bir İş Adamının Gerçek Yaşam Öyküsü

     

    20. yüzyılın ilk yarısında, ismi Türkiye’nin sayılı iş adamları arasında anılan Şakir Kopuzun son derece ilginç ve sürükleyici bir roman gibi okunan hayat hikayesi.

    Şakir Kopuz’un aile şeceresi, okuyucuyu girişimci Karadenizli ruhunun köklerine sürüklüyor. Şakir Kopuz, her iki dünya harbinde, açık denizlerde, memleket hizmetinde, istiklal savaşında deniz yoluyla Sakarya ağzına cephane ve erzak taşıyor, İtalyan askerlerince tutuklanıp İngiliz General Harlton’un huzurunda kendisini savunuyor, işgal altındaki Rusya’ya mal götürüp getirirken esir düşüyor, gemisi defalarca fırtınaya yakalanıyor…

    2. Dünya Savaşı sırasında dalgıçlık öğreniyor, deniz altından çıkardığı gemi parçalarını Karabük demir-çelik fabrikasına sevk ediyor. Yaşamı boyunca hep çalışıyor, denizle gemilerle iç içe bir ömür sürüyor, memleketine faydalı olma bilincini bir an olsun aklından çıkarmıyor.

    Ağır yüklerin altından 1928 yılında kalkmaya başlıyor Şakir Kopuz. Osmaniye telsiz istasyonunun büyük sütunlarını, alt sahalarındaki kıymetli teçhizatına ve pavyonlara zarar gelmeyecek şekilde 14 gün gibi kısa bir sürede sökmeyi başarıyor. Fransız başmühendise parmak ısırtıyor. Ömrü boyunca her biri farklı mekanlarda ve değişik pozisyonlarda olan 33 geminin sökülme işlemini yapıyor, 8 gemi yüzdürüyor, iki geminin ise denizaltında yükünü tahliye ediyor. Savaş yılları geride kalıyor ama Şakir Kopuz’un mücadelesi sürüyor. Haksızlığa hiç tahammülü olmayan bu dava adamı başından geçen 6 büyük davanın öyküsünü anlatıyor.

    “Öksüz, çıplak yavrulara acıyınız, mümkün olanı esirgemeyiniz.”

    Vasiyetinde torunlarına işte böyle sesleniyor Şakir Kopuz. Kitabında istanbul ve Rize’de çocukların yararına yardımları, “’şahsi bir teferrüd değil, emsallerime bir şevk ve heyecan vererek belki onların da kazandıklarının bir kısmını yoksul vatan çocuklarıyla paylaşmalarını sağlamak” için bir bir sıralıyor.

    “Hayırlı işler yapma ödevimi eda ettikten sonra, her türlü gösteriş zihniyetinden uzak, yalnız bir teşvik ve gayret örneği makamında şahsımı tecessüm ettiren daimi bir eser ve hatıra bırakmak istemekteyim” diyerek başvuruyor. Böylece tarihte ilk defa bir Türk iş adamının kendi heykelini diktirme mücadelesi de başlamış oluyor.

    Sadece iş yaşamı değil, özel hayatı da ibret vericidir Şakir Kopuz’un. Kitabında “ikinci izdivaç tasavvurunun nasıl doğduğunu “hakiki şekliyle” anlatıyor.

     

    İlk defa 1947 yılında yayınlanan bu kitabı, Şakir Kopuz’un şahsına ve yaşadığı döneme özgü, hoş anlatımının korunması şartıyla; sözlük, dizin ve Kopuzlar ailesinde 1947’den bu yana gelişen olayların bir özetiyle tamamlayıp günümüz insanının faydalanabileceği şekliyle sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.