Edebiyat (0)
  • 1868 – 1932 Mısırda Türk Bir Şair: Ahmet Şevki by: Doç.Dr. Ahmet Kazım Ürün  8,00

    Modern Mısır şiirinde seçkin bir yere sahip Türk asıllı Ahmed Şevki, Mahmud Sami el-Barudi’yle başlayan neo-klasik anlayışın önemli bir siması olarak, olumlu olumsuz, üzerinde çok konuşulan bir şair olmuştur. Şiire yeni anlamlar, yeni konular kazandırmış; şiiri bir nevi güncelleştirmiştir.

    Ahmed Şevki, siyasi şiirlerinde Osmanlı padişahlarını, Osmanlı Devleti’nin girdiği savaşları ve bu savaşlarda Türk askerlerinin kahramanlıklarını konu edinir.

    Ölümüne dek edebiyat otoritelerinin ilgi odağı olan Şevki’nin şiirleri, Osmanlı- Türk varlığının, genelede Arap dünyasında, özelde ise Mısır’da sadece tarihi ve siyasi buyutuyla değil, kültürel ve edebi boyutuyla da önemli bir yeri olduğunu göstermesi bakımından anlamlı ve değerlidir.

    Bu çalışmada Şevki’nin yaşadığı dönemdeki sosyal ve kültürel durum, modern Mısır şiiri, Şevki’ni kısa bir hayat hikayesi, Türkiye ve Türkler hakkındaki şiirleri ve aynı konuda şiir söyleyen diğer modern Mısır şairleri ele alınmıştır.

  • Akif’e Dair by: Dücane Cündioğlu  7,00

    Kendisine cadde ortasında şiir okumak isteyen genç bir adama, “Şiir sükûnet ister, şiir ciddiyet ister” dercesine mukabele edip onu tenha bir sokakta dinleyecek kadar hassas; Efendimize (s.a) atılmış iftiralarla dolu bir kitabı çeviren devrinin meşhur bir yazarına “Elimden gelse seni tepelerim” diyecek kadar şedid bir şairden, yani müslüman bir şairden, Mehmed Akif’ten söz açmak istiyorum şimdi size.” Cündioğlu bu satırlarla başlıyor Mehmet Akif isminin düşündürdüklerini anlatmaya.

    Hicranın Dili, Akif’in Çocukları ve Dört Yılda On iki Mısra olmak üzere üç bölüme ayırdığı kitabı yirmi beş makaleden ve uzun bir röportajdan oluşuyor.

  • Akıbet by: Ali Yıldırımoğlu  10,00

    Çağdaş Azerbaycan edebiyatının usta kalemi Ali Yıldırımoğlu, Kalem ile Aşk ve Kavga ve Benim Rençber Babam’dan sonra son romanı Akıbet ile bir kez daha okuyucusuyla buluşuyor.

    Yıdırımoğlu’nun bir yazar olarak ayırıcı özelliği kurgularını hep yaşanmış olaylardan ve gerçek kişilerden oluşturması. Bu da usta yazarın romanlarını âdeta sürükleyici birer belgesele dönüştürüyor.

    Yıldırımoğlu’nun diğer romanlarında olduğu gibi Akıbet’te de merkezde güçlü bir erkek karakter var. 21. yüzyılın ilk yıllarını yaşadığımız bu günlerde sosyal yaşamda erkek yerine daha çok kadınlar ön plana çıkıyor. Sanat ve iş dünyasında da bu eğilimin izdüşümlerini görmek mümkün. Kişisel yaşamlarda ise erkekler genellikle sancı çeken, sorunlu karakterler olarak gözlemlenmeye başladı. Atılganlık özelliğini kadınlara kaptırmışlar sanki. Ama bu “yeni” atılganlıkta o “aile babalarına özgü durmuş oturmuşluk”, değerlere ve geleneklere saygı, şeref ve haysiyet gibi nitelikleri bulmak imkânsız.

    Peki öyleyse nedir bu “olumlu, güçlü erkek karakteri”nin sırrı? Yıldırımoğlu bu soruyu Türk kültürünün, Türk geleneğinin kökenlerinde yatan insan manzaraları ile yanıtlıyor.

    Akıbet’in Cihangir’i, yaşadığı beldede parmakla gösterilen, örnek bir erkek, ekmeğini alın teriyle, bilek gücüyle kazanan bir aile babası.  Aile şerefini, haysiyetini ve insanlığını hiçbir şeye değişmiyor. Ama onun bu özeni pasif bir çekimserlik olarak kalmıyor. Asil bir amaç uğruna zamanını, emeğini, hatta özgürlüğünü bile feda etmekten çekinmiyor Cihangir. Köydeki su arkını onarmayı üzerine alıyor. Sovyet yönetiminin sorumluluk verdiği iki yüzlü, çıkarcı hemşerilerine, aylarca sürecek zorlu ve yorucu bir çalışma temposuna rağmen göze alıyor bu işi. Bedelini de ödüyor. Bu öyle bir bedel ki Cihangir’den sonra oğlu Sucettin’in de omuzlarına yükleniyor. Tabii yeni neslin temsilcisi Sucettin’in sınavına bir başka boyut daha ekleniyor: aşk.. Sucettin aşkını haysiyetle yaşamanın savaşını veriyor. En az babasınınki kadar zorlu bir mücadele bu…

    Akıbet’i okumak insanı, yavaş yavaş kaybolan olumlu, güçlü erkek karakteri ile birlikte bütün o geleneksel değerler ve kutsal anlamlar dünyasına sürüklüyor.

  • Aklın Ötesinde Şiirler by: Işık Sükan  6,50

    Akıl bizim meclisimize geldi, pek muteber bir misafir olmadığını anlayınca çıktı gitti.  (Hz. Mevlana)

    Işık Sükan çok köklü bir İstanbul ailesinin çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya geldi. Küçük yaşta başlayan okuma tutkusu sayesinde on bir yaşına geldiğinde dünya klasiklerinin tamamını okuyup bitirmişti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile bearber İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine bağlı Gazetecilik Yüksek Enstitüsüne devanm etti. “Mehmet” mahlasıyla köşe yazarlığı yaptı. Kriminoloji alanında uzmanlaşarak ağır ceza avukatı olarak isim yaptı.

    Aynı zamanda küçük yaşta başlayan resim çalışmalarına hız vererek merkezi Paris’teki Union Feminine Artistic et Culturel adındaki beynelmilel federasyona Türkiye’nin üye olmasını sağladı.

    İstanbul’un Fethi Derneğinde Nihat Sami Banarlı, Yahya Kemal Beyatlı, Reşat Ekrem Koçu, Abdülhak Şinasi ve Ekrem Ayverdi’nin oluşturduğu gruba şerik olarak katıldı, önemli kültürel çalışmalarda bulundu.

    Işık Sükan’ın ses kaydını içeren bir bant, Kubbe Altı Cemiyeti Müdürü Nihat Sami Banarlı tarafından İstanbul şivesini en iyi konuşan kişinin sesinden Türkçe’nin en iyi örneği olarak Oxford Üniversitesine gönderildi.

    Prens Kardu, Altın Kalem Masalı adlı iki ciltlik çocuk kitabı Maarif Kitapevi tarafından basıldı ve Milliyet gazetesinde “çocuk edebiyatının en iyi örnekleri arasında” gösterildi. Yakın ve uzak akrabalarından olan İstanbul hanımefendilerinin ilk ağızdan anlattıkları anılara dayanarak Osmanlı’nın son dönemindeki toplumsal yaşam, örf ve âdetler ile İstanbul folklorü üzerine kaleme aldığı Asithane Efsaneleri yayına hazırlanmaktadır.

    Işık Sükan’ın 110 şiirini içeren bu kitapta mücadele, dostluk, tarih ve tasavvuf gibi konularda Türkçe’nin en temiz örneklerinden biriyle kaleme alınmış satırlar bulacak, son derece özgün ve etkileyici bir hayal gücüyle ifade bulan zengin bir dünyaya konuk olacaksınız.

  • Ali ve Nino by: La Edri, La Edri,  20,00

    Bakü’de 1918-1920 yıllarında Bolşevik işgalinin arifesinde Müslüman bir Azeri genci olan Ali Han Şirvanşir ile Hristiyan Gürcü kızı Nino Kipiani arasında yaşanan imkânsız aşkı konu edinen bu roman 1937’de Viyana’da yayımlandığı zaman yüzyılın aşkı olarak değerlendirilmiş; Romeo ve Juliet, Rüzgâr Gibi Geçti, Doktor Jivago gibi aşk öyküleriyle kıyaslanmış ve 37 dile çevrilmiştir. Azerbaycan tarihi, millî kimliği, Kafkasların siyasi ve toplumsal yapısı hakkında bilgiler veren eser, Azerbaycan’ın “millî romanı” kabul edilir.

    Yazarın gerçek kimliği kesin olarak bilinmez. Bu konuda tarihçi ve eleştirmenler yıllar boyunca iki gruba ayrılmıştır: Bir grup kitabı Essed Bey adıyla bilinen Bakü doğumlu Lev Nussimbaum (1905-1942) ile Avusturyalı Barones Elfriede Ehrenfels’in (1894-1982) Kurban Said imzasını kullanarak birlikte yazdıklarını kabul ederken diğer grup kitabın Azerbaycanlı yazar Yusuf Vezir Çemenzeminli’ye ait olduğunu iddia eder. Kitabın yazarı hakkında uzun yıllardır üç isim üzerinde tartışmalar sürüp gitmektedir.

    Bakü’de, Birinci Dünya Savaşı ve Rus Devrimi boyunca, Azerbaycan’ın bağımsızlık savaşı verdiği kaotik ortamda geçen romanın kahramanı Ali Han Şirvanşir, soylu bir Müslüman ailenin oğludur. Hristiyan geleneği ile büyümüş, Rus disipliniyle yetişmiş ve Avrupa’nın yaşam tarzını benimsemiş, iyi eğitim görmüş, soylu bir ailenin kızı olan Nino’ya âşıktır. Asya’da mı yoksa Avrupa’da mı olduğu tartışma konusu olan Bakü’de, Ali Han’ın kararı “Asyalı” olmaktır. Nino Kipiani ise tersine Avrupalı duyarlılığına sahiptir. İki genç, aşklarını yaşatabilmek için mücadele verirler.

    Nino’nun ailesi başlangıçta karşı çıksa da sonunda iki gencin evlenmesine ikna olur ve Ali Han’ı akrabalarıyla tanıştırmak üzere Tiflis’e götürür. Onlar Tiflis’teyken Nino’nun, ona âşık Ermeni genç Melik Nahararyan tarafından kaçırıldığını haber alan Ali Han, arkadaşlarıyla birlikte onlara yetişir ve Nahararyan’ı alt eder. O artık aranan bir suçludur; Dağıstan’a gider. Bir gün, Ali Han’ın dostu Molla Seyit, ona Nino’yu getirir. İki sevgili evlenir. Rusya’da gerçekleşen ihtilalden sonra Ali Han artık aranan bir suçlu olmaktan çıkınca Bakü’ye dönerler. Maceraları yaşadıkları Kafkas coğrafyasının tarihi ile birlikte akış değiştirerek devam eder.

    Roman, İngiliz oyun yazarı Christopher Hampton tarafından filme uyarlanmış ve 2015 yılında aynı adla filme çekilmiştir.

  • Amak-ı Hayal by: Filibeli Ahmet Hilmi  13,00

    “Bu kitabı, hakikat aşkıyla yanan, akılla kavranamayacak konuları merak eden insanların zevkle okuyacağı kanaatindeyim.” Filibeli Ahmed Hilmi kitabını böyle takdim ediyor okurlarına. 1865 yılında Bulgaristan’ın Filibe şehrinde dünyaya gelen Filibeli Ahmet Hilmi (1865-1913), Galatasaray Lisesi’ni bitirmiş, Düyunu Umumiye’de memurluk yapmış, siyasi nedenlerle Beyrut, Mısır ve Libya’da kalmak zorunda kalmıştır. Çıkardığı gazeteler dönemin yöneticileri tarafından kapatılmıştır. Çeşitli gazetelerde yazılar yazan ve tasavvufla ilgilenen yazarın 40 kadar eseri vardır.

    Amak-ı Hayal, 23 “fantastik” hikâyeden oluşuyor. Ne var ki Ahmed Hilmi bey, tasavvufla tanıştıktan sonra kaleme aldığı bu hikâyeleri çok ciddiye alıyor ve şöyle diyor:

    “Okuyucularımıza sunduğumuz bu hikâyeler (bunların hikâye olup olmadığı iyi düşünülmelidir) eğer beğenilirse kendimizi bahtiyar sayacağız. Zira, bu kitaba rağbet edilmesi, insanların ciddi meselelerle ilgilendiğini göstermesi bakımından çok önemli.” Ahmed Hilmi Bey’in bütün bir kitapta vermeye çalıştığı ders şu metinde gizli: “Ey avare yolcu! Yürü! Durma, yürü! Bu geçici alemin zevkleri seni Allah’a kavuşmaktan alıkoymasın. Bu eşsiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi yalnızca bir rüya ve hayaldir. Ey zavallı ziyaretçi!Yürü! Durma, yürü! Yürü, kendi aslına kavuş. Kemalin dereceleri bunlardır. Geçici süs ve gösterişi terk edip, yürü ki Allah’a kavuşma kadehinden içesin. Yürü ki, yokluk meydanında Allah’ın kudretini ve sırrını göresin.”

  • Ankara İç Savaşında Üç Hainin Portresi by: Ahmethan Yılmaz  5,50

    Şiirleri, Albatros, Dergah ve Kaşgar dergilerinde yayınlanan Ahmethan Yılmaz’ın bu ilk kitabı 10 şiirden oluşuyor.

    Sembolleri, harfleri ve kelimeleri resim malzemeleri gibi kullanan şair sayfalara kazandırdığı bu görsellikle tamamlıyor ifade ettiği anlamı.

    Doğayı, dünyanın uzak köşelerindeki egzotik coğrafyayı ve teknolojik gelişmeleri duygularıyla birleştiren şair ruhundan kopanları  zekice seçilmiş kelimelerle somutlaştırmayı başarmış, yaşayan ve enerji saçan bir şiir yaratmış.

    Ahmethan Yılmaz’ın dizelerini okumak Walt Whitman ve Ezra Pound’un hayat dolu şiirlerinden aldığımız tadı orijinal Türkçe bir metinde yaşamak gibi…

  • Ankebut by: Kâmil Yeşil  6,50

    1963 doğumlu Kâmil Yeşil, yüksek öğrenimini Erzurum Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı (1987). Deneme ve makaleleri İzlenim, Nehir, Panel, Bilgi ve Hikmet, İlim ve Sanat, Kitap Dergisi, Altınoluk gibi dergilerde; öyküleri ise Ayane, İkindiyazıları, Kayıtlar, Kardelen, Yeni Dergi, Yönelişler, Dergâh ve Hece dergisinde yayımlandı. Ankebut yazarın ilk eseridir.

    Hayatta iyi bir fotoğraf veremedim.

    …….

    Neredeyse tozutacağım. İntihar etsem… Biliyorum, hayat rövanşa sayacak bunu. Hayat dar bir elbise bana. Parçası yok bu elbisenin. Uzatacak, yama yapacak terzisi yok. Kolumu kaldırıversem birazcık, yırtılıverecek sanki. Kalakalacağım orta yerde. Ütüleyip saklamaya vaktim yok. Üryan kalmak var işin içinde. Titresem üstümü örten olmayacak. Kimseler tutmayacak elimden. Ölsem soğuk suyla yuyanım bile olmayacak.

    …….

    Yediğimde tat, okuduğumda anlam yok.

    Kelimeler ağzımdan çıkarken köpükleşip uçuyorlar sanki.

    Tınısı güzel, anlamı yoğun kelimelerin hepsi tarihin çöp sepetinde.

    Korkuyorum.

    Bunalıyorum.

    Bazen…

    Bırakıp gitmeli diyorum.

    Bırakıp gitmeli bu evden.

    Bir şilte sermeli çıkarıp menkıbelerden.

    Sonra içe çevirmeli antenleri. İçi dinlemeli.

    Kalpten ruha giden bir köprü atmalı zikirden. Maveraya uzanmalı.

    Zamanı taylamalı. Taylamalı mekanı da.

    Olmadı:

    Ağlamalı, ağlamalı, ağlamalı….

  • Arap Geceleri by: Ömer Avcı, Amine Gülşah Coşkun,  13,00

    Bin Bir Gece Masalları Seçkisi

    Gündelik hayatın gerçekliğinden ve tekdüzeliğinden efsunkâr bir dünyaya açılan bir kapıdır Bin bir gece Masalları. “Alaaddin’in Sihirli Lambası”, “Ali Baba ve Kırk Haramiler” gibi epeyce tanınanlarının yanı sıra pek çoğumuzun daha önce duymadığı masalları da içeren “Arap Geceleri” seçkisi, unutulmaya yüz tutmuş çocukluk çağının o kendine has sadeliği ve hayalperestliğinden, hafızalarımızda üzeri küllerle örtülmüş tatlardan bir kaçını daha gün yüzüne çıkarıyor. Sıra dışılığa, gerçeküstülüğe, büyüye, gizeme ve daha nice masalsı unsura karşı duyulan susamışlığı bir nebze de olsa gideriyor. Bütün bunların yanında şifahi geleneğe yaslı geçmiş ile yazılı kültüre bağlı şimdiyi mukayese imkanını (satır aralarında da olsa) bizlere sunuyor. Her satırında buram buram duygusallık ile kışkırtıcı merakın kol kola gezdiği bu eser, düşünsel yoğunluğa kısa bir mola vermek isteyenler için ideal… Hatta masallara birer mitoloji gözüyle bakıp anlambilimsel sonuçlar çıkarma çabasında olanları da memnun ederek zihinlerde hoş bir tat bırakır.

  • Asi Ruhlar by: Halil Cibran  7,00

    Cibran henüz 25 yaşındayken 1908 yılında New York’da yayınlanan dört öykülük bu kitap gelecekte Ermiş gibi bir başyapıt çıkaracak olan yazarın dünyaya bakışı, eserlerinde işlediği konular ve tarzını açığa vurmaktadır.

    Kitaptaki öykülerde Cibran, toplumdaki ikiyüzlülüğü şiddetle eleştirir, geleneksel toplumlarda kadının sokulmaya çalışıldığı dar kalıba karşı çıkar, devlet yönetiminin ahlaki temellerini sorgular, anavatanı Lübnan’daki atalardan yadigâr âdetleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne serer, Hıristiyanlığa gerçek bir aşkla gönül vermiş biri olarak Kilise’nin kendisine yönelttiği asılsız suçlamalara karşı çıkar.

    Kiliseyle ilgili olan özelliğinden dolayı muhafazakâr çevrelerde tepkiye yol açan kitabın yayınlandığı tarihte Mısır ve Suriye’de yasaklanması söz konusu olmuştur.

    Edebi açıdan değerlendirildiğinde, Arap dilinde yazılmış romantizm akımının ilk örneklerindendir. Öykülerde Cibran’ın başkaldıran ruhu ve metafizik eğilimi kendine özgü bilge anlatımıyla bütünleşmektedir.