Politika (0)
  • 21. Yüzyılda Ulus, Çokkültürlülük ve Etnisite by: Ömer Say  14,00

    Orta Çağ sonlarından itibaren kilise kurumunun kontrolünden bağımsızlaşmaya başlayan devletlerin her birinin kendi toplumsal birimini oluşturarak örgütlenmeleri, yeni bir siyasal bilincin ürünü olarak gelişmiştir. Yeni Çağ boyunca inşa edilen bu homojen ve merkezî devlet fikri egemen olmaya başlamış ve bu çerçevede farklı ulusların bir arada bulunmasını gerektiren imparatorluklar birer birer yıkılmıştır. 20. yüzyıl boyunca da imparatorluk kalıntısı gösteren sömürgeci devletler sömürge topraklarından çekilmek zorunda kalmışlardır. Öte yandan aynı yüzyıl içinde modem ulus devletlerin homojen ve merkezî yapısına yeni eleştiriler de yöneltilmeye başlanmıştır. Bu eleştirileri homojenlik fikrinin heterojen toplum modeli lehine terk edilmesini içeren yeni bir siyasal yaklaşımın doğuşu takip etmiştir. 20. yüzyıl boyunca toplum düşüncesindeki bu değişim, merkezî bir birlik etrafında toplanmış olan Batı Avrupa devletlerinin yeni politikalar üretmelerini zorunlu hale getirmiştir. Zira İkinci Dünya Savaşı sonrasında gözlemlenen bağımsızlık hareketleri ve uygulamaya konulan çokkültürlü politikalar, kudretli merkezî devlet fikrinin terk edildiğinin bir göstergesi olduğu gibi modern devletlerin ulusçuluk fikrinden vazgeçme eğilimi içine girdiklerine de işaret etmektedir. Modern devletlerin ulusçuluk ısrarlarından vazgeçtiği bu dönem aynı zamanda etnik ve bölgesel ulusçulukların ivme kazandığı yıllar olmuştur.

  • Aşk-ı Millet by: Osman Azman  10,00

    Türk milleti; ‘Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer’ uyarısını unutmamalı; ‘Dostun kim, düşmanın kim bil oğlum’ şuuruyla hareket etmeli, mazisinden aldığı güçle ‘Geçmişe hasret, gelecekten ümitvarız’ düşüncesini benimsemeli, ‘kökü mazide olan âti’ ve ‘Mazluma umut zalime korku’ olmalıdır.

    Millî kültürüne, millî kimliğine bağlı, millî tarih şuuruna sahip nesiller yetiştirilebilirse, ‘Hasta adam’ hızla iyileşir ve yabancı hayranlığıyla başlayıp iliklerimize kadar işlemiş olan yozlaşmadan kısa sürede kurtulabiliriz. Çareyi dışarıda değil, içeride aramalıyız. Reçete mazimizde saklıdır, onu arayıp bulmalıyız. Geçmiş geleceğimiz, geleceğimiz geleneğimizdir.

    Aşk-ı vatan duygusuyla çalışanlar Türkiye’mizi güçlü, lider, kalkınmış, gelişmiş, modernleşmiş, ilerlemiş bir ülke konumuna getirecektir.

  • Ateş Hattında / Beytüşşebap Kaymakamının PKK İle Mücadele Günlüğü by: Mesut Taner Genç  14,00

    Ateş Hattında / Beytüşşebap Kaymakamının PKK İle Mücadele Günlüğü: ” Görevli olduğum sırada, ilçede bir tane bile asaleten görev yapan memur yoktu. Atanan bütün memurlar ya kurumları tarafından cezalandırılmak maksadıyla gönderilen ya da torpilleri olmayan, sahipsiz insanlardı. Kırgınlık, küskünlük ve bezginliklerinden dolayı, yöre halkına verecekleri hiçbir şey yoktu. Atamalarda uygulanan politikanın bir neticesiydi buydu maalesef. ”

     Gecenin karanlığında kimin kime ateş ettiği belli değil gibiydi. En ufak bir korku hissetmeme rağmen, yüreğimde derin bir sızı duydum. Koca Türk milleti bu muydu? Taa Çin sınırlarından yola çıkıp Avrupa’nın içlerine kadar ilerleyen, küçücük ordularla muazzam güçleri yenen, adını tarihin her sayfasına şerefle yazdıran, medeniyetin ve istiklâlin sembolü olmuş millet bu millet miydi? Küçücük çapulcu gruplar karşısında acze düşmüş; Anadolu’nun gelinlerini kendi topraklarında ağlatan bir millet hâline mi gelmişti?

     Bu kitapta ilk defa olarak devletin idari kademelerinden bir bürokrat, Güneydoğu’da PKK ile mücadelede yaşadıklarını Türk halkıyla paylaşıyor. Terörle mücadelenin en yoğun olduğu 1993-1995 yıllarında, kaymakam olarak görev yaptığı Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde, devletin bir temsilcisi sıfatıyla yüklendiği büyük sorumluluğu ve yüzleşmek zorunda kaldığı acı hakikatleri anlatıyor.

    Mesut Taner Genç’in mücadele günlüğünde dikkat çektiği noktalardan bazıları şöyle:

    – Devlet görevlisi olarak bölgede cesaret ve öz güvenle dolaştım. Her saatte her bölgeye girdim. Halka ve örgüt mensuplarına “Kimseden korkumuz yoktur” mesajını vermeye çalıştım.

    – Yöre halkı için futbol müsabakaları, müzik dinletileri, eğlence akşamları düzenledim. Liselerde derslere girdim, öğrencilerle konuştum. İnsanımıza ilgi, muhabbet ve güven vermeye çalıştım.

    – Bölgeye atanan askerî komutanların veya özel timin icraatlarını yetersiz bulduğumda bunu gerekli makamlara dile getirmekten çekinmedim. Gerekli olan bölgelere operasyon yapılmadığında emrimdeki polislerle ben devreye girdim.

    – Örgüt yanlısı köylere ve militanlara fırsat vermedim.

    – Örgütü besleyen uyuştururcu ve canlı hayvan kaçakçılığının mutlaka önünün alınması gerektiğini müşahade ettim

  • Azerbaycan Türklerinin Millî Mücadele Tarihi 1920-1945 by: Prof.Dr. Musa Qasımlı  32,00

    AZERBAYCAN Türklerinin Milli Mücadele Tarihi

    Bakü’de Türkiye tarafından yaptırılan Şehitlik Camii’nin hemen yanındaki şehitlikte Enver Paşa’nın Azerbaycan Türklerinin Milli Mücadelesi adına şehit düşmüş Türk askerleri yatar. Burayı ziyaret eden her Türk’ü duygulandıran bir tablodur bu. Fakat bu mücadelenin öncesi ve sonrası, ayrıntıları maalesef hiç bilinmez. İşte konunun uzmanları tarafından bir başyapıt olarak nitelendirilen bu eser, Azrbaycan Türklerinin yanı sıra Kafkasya genelinde Türki Cumhuriyetlerin, dolayısıyla Türk kimliğinin Bolşeviklere, Sovyet devletine ve dünya tarihi sahnesindeki çeşitli siyasi oyunlara karşı verdiği mücadeleyi konu alıyor.

    Yazar Musa Qasımlı, ünü bulunduğu ülke sınırlarının dışına taşan ender Azerbaycan tarihçilerindendir. Çalışmaları yerli ve yabancı tarihçilerin yapıtlarına kaynaklık edecek düzeyde titiz hazırlanmış, yoğun bilgi içermektedir. Yazarın eserlerinin en önemli özelliği, çalışmalarını zengin arşiv literatürü eşliğinde sürdürmüş olmasıdır.

    Azerbaycan tarihi; siyasal ve kültürel değerlerini ve topraklarını işgal etmeye çalışan Romalılara, Pers hükümdarlara, Araplara, Moğollara ve Ruslara karşı büyük direniş sergileyen bir toplumun tarihidir. Bu tarihin önemli aşamalarından birini 27 Nisan 1920 yılında Azerbaycan’ın Bolşevik Rusyası tarafından işgal edilmesinden 18 Ekim 1991 yılında yeniden bağımsızlığına kavuştuğu güne kadar geçen süreci kapsayan dönem oluşturmaktadır.

    19.yüzyılda Rusya tarafından işgal edilen hanlıklar düzeninde yaşayan Kafkas Azerbaycan’ı eğer 1918-1920 yıllarında bağımsız devlet kimliğine kavuşmasaydı, Nisan 1920 sonrasında oluşan Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de olmayacaktı. Yani, Azerbaycan’ın Rusya safına ne tür bir kimlik altında katılacağı belirsiz kalacağından ve yapay devlet kimliğinin dahi olmayacağından 1991 yılında Azerbaycan’ın bağımsızlığı çok daha sancılı olacaktı. Tabii şöyle bir soru da sorulabilir: Azerbaycan Türk toplumu 1920-1991 yılları arasında kendi varlığına ve zenginliklerine egemen bir ulus olsaydı yüzölçümü, nüfusu ve hızla yükselen uluslar arası konumuyla dünya düzeninde hangi mevkide bulunabilirdi?

  • Çin by: Henry Kissinger  42,00

    “Son derece zekice yazılmış bir kitap…

    Çin tarihindeki ritim ve örüntüleri ustaca takip ediyor.”

    Michiko Kakutani, The New York Times

    “Müthiş bir kitap… Doğu ile Batı arasındaki ilişkilerin şekillenmesinde büyük payı olan Kissinger oldukça sarsıcı, zaman zaman ümit verici ve son derece kesin bir dille bizleri neler beklediğini anlatıyor.”

    Chicago Sun-Times

    Bilgece değerlendirmeler içeren bu kapsamlı tarihî analizde Henry Kissinger ilk defa bir ülke üzerine koca bir kitap yazıyor ve yarım yüzyılı aşkın süredir yakından tanıdığı, Batı ile diplomatik ilişkilerini bizzat şekillendirdiği Çin’i en vurucu yönleriyle tanıtıyor. Konfüçyus’un toplumu birleştirici “devlet dini” felsefesinden, modern Avrupa’nın müttefik güçleri ile Çin’in ilk defa diplomatik temasa geçtiği 18. yüzyıla, Çin-Sovyet ittifakının kuruluşu ve çöküşüne, Mao dönemine, Hindistan, Tibet ve Tayvan krizlerine, Kore Savaşı’na, Tiananmen Meydanı katliamına ve Deng Xiaoping öncülüğünde Çin’in ekonomik açılımına kadar birçok dönüm noktasını aydınlatıyor. 88 yaşındaki Henry Kissinger bir dünya diplomasi duayeni ve Çin’e 40 defa diplomatik ziyarette bulunmuş bir ABD dışişleri bakanı kimliğiyle son bölümde Çin’in potansiyel bir süper güç olarak 21. yüzyıldaki rolüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunuyor. Çin’in dünya sahnesindeki rolü üzerine 20. yüzyıl dünya siyasetinin başlıca aktörlerinden birinin tecrübesine dayanarak kaleme alınmış benzersiz bir çalışma.

    Satın alma gücü açısından hâlihazırda dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan ve önümüzdeki 15 yıl içerisinde dünyanın en büyük ekonomik gücü olması beklenen Çin’i yakından tanımak için bu kitabı mutlaka okuyun.

    “Akıcı, çarpıcı… kısmen tarih, kısmen hatırat ve her şeyden öte Çin dış politikasının varsayımları, metotları ve hedefleri üzerine detaylı bir inceleme-araştırma kitabı.”

    The Wall Street Journ

  • Devlet ve Derin Devlet by: Celal Tahir  16,00

    Derin devlet, derinliği olan devletin derinliğinin tam karşıtıdır. Önce derinliği olan kadim devletin derinliğinin tam karşıtı olan bir derin devlet tanımlanmaktadır. Daha sonra ortaya çıka(rtıla)n ikiliğin bir bölümüne, görünmeyen hükûmet veya derin devlet denmekte ve asli devlet olarak o gösterilmektedir.

    Modern derin devlet, karanlık yana geçmiş cemiyetlerin büyük ölçüde denetim ve güdümündedir. Dünyanın derin aklı, bir yanıyla efsaneye dön(üştürül)müş İllumunati, Tapınak Şövalyeleri, Gül-Haç gibi tarikat ve cemiyetler, masonlar ve masonik cemiyetlerdir. Ve CFR, Chetham House, Bilderberg gibi kurumlar artık herkesin malumudur. Ve bunlara bağlı olarak çalışan bazı vakıflar, Davos gibi forumlar, ABD’deki bazısı açık, bazısı kapalı think tank’ler de en azından bir ölçüde bu kapsamdadır. İktisadi-siyasi güç sahibi ve önemli bir bölümü Yahudi olan aileler de bu organizasyonlarla dikey ve yatay irtibat halindedir, hatta çoğunlukla iç içedir. IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlarsa işin mali boyutu kapsamındadır. Bunlar modern dünyanın derin aklının kurumları, asıl akıl birimleri ve görünmeyen hükûmet(ler)i ve hükümran güçleridir; dünya devlet ve hükûmetlerinin çoğunun üzerinde, çeşitli düzeylerde tesir sahibidirler. Casusluk örgütleri gizli servisler de bu yapı ile irtibatlıdır. Gladio tipi organizasyonlarsa işin operasyonel boyutu, vurucu gücüdür. Derin devletten kasıt işte bu derin aklın birimleri ile beraber Gladio tipi operasyonal organizasyonlardır.

  • Evdeki Doktor Malezya Başbakanı Tun Dr. Mahathir Muhammed by: Mahathir Muhammed  60,00

    Batı dünyası onun dik kafalı bir ırkçı, kibirli bir Yahudi düşmanı olduğunu söyledi. Gelişmekte olan ülkeler ise Malezya Başbakanı Tun Dr. Mahathir Muhammed’i ileri görüşlü bir deha, üçüncü dünyada yaşayan herkese dik durabilmeleri için bir neden veren, eşine az rastlanır bir lider olarak görüyor. En sert kalemler bile, her şeyin ötesinde, dünyanın en çok göz ardı edilmiş ülkelerine daha umutlu gelecekleri göstererek cesaret verdiğini yadsıyamıyor. Ülkeyi yönettiği yirmi iki yıla diktatörce olmakla birlikte, esin verici yönetimiyle damgasını vurdu. Az sayıda lider bütün bir ülkenin ağırlıklı olarak tarıma dayanan ekonomisini bir endüstri gücüne dönüştürebilir ve bunu yirmi iki yıl gibi kısa bir sürede başarabilen liderlerin sayısı ise daha da azdır. Dr. Mahathir bu kitapta incelikli bir tarihi bir cerrah hassasiyetiyle ele alıyor ve modern Malezya’nın şekillenmesinde kendi oynadığı rolü irdeliyor.

    Dr. Mahathir Muhammed Malezya’nın başbakanlığını yaptığı yirmi iki yıl içerisinde ülkesini tarım ekonomisinin durgunluğundan alıp endüstriyel bir güce dönüştürerek dünyanın ticaret hacmi en büyük on yedinci ülkesi haline getirdi. Öte yandan, bu büyük başarı tartışmalardan da muaf değildi. Dr. Mahathir olağanüstü ileri görüşlü olmasının yanı sıra katı yönetimiyle hem Malezya’da hem de diğer ülkelerde coşkulu hayranlarla birlikte düşmanlar da edinmişti. Hem despot bir diktatör, istenmeyen adam hem de bir esin kaynağı, ezilenlerin, üçüncü dünyanın ve ılımlı İslam’ın cesur ve sözünü esirgemeyen savunucusu olarak tanımlanması çelişkili olmakla birlikte tipik bir durumdur. Dr. Mahathir hemen her seferinde kuralları baştan yazmıştır. Bu özyaşamöyküsü, II. Dünya Savaşı’ndan Mac Michael antlaşmalarına, bağımsızlıktan endüstrileşmeye ve modern Malezya’nın kuruluşuna, nihayetinde de 1990’ların sonlarındaki siyasi ve iktisadi krizlerle birlikte yeni binyılın getirdiği zorluklara dek Malezya tarihindeki tüm önemli gelişmelere tanıklık eden bu sıra dışı zekânın işleyişini ortaya koyuyor. Bu kitap mahremiyetine son derece düşkün olduğu kadar kamuoyu karşısında gözü pek davranabilen bu devlet adamının bugüne dek bilinmeyen yönlerini anlatıyor. Ayrıca, modern Malezya’nın siyasi tarihi, bu tarihe şekil veren en önemli isimlerden birinin açık ve ilginç anlatımıyla ele alınıyor. Bu bir özür ya da savunma değil, Dr. Mahathir’in kısa sürede gerçekleştirdiklerini nasıl ve neden yaptığını anlatan sürükleyici ve pek çok yerde heyecan verici bir öykü.

  • Filistin Politikamız by: Erkan Ertosun  19,00

    Türkiye’nin bölgesinde yükselen bir güç olması, Orta Doğu sorunlarına yakın ilgisi ve Filistin meselesinin her an alevlenmeye hazır potansiyelini düşündüğümüzde konu gündemde daha çok yer alacağa benziyor. İşte bu kitap, Türkiye’nin Filistin politikasını günlük yorumların dar çerçevesinden çıkarıp kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutuyor. Olayları objektif biçimde, bir siyasi tarihçi gözüyle ortaya koymaya çalışırken, gelişmelere ilişkin farklı görüş ve yorumlara da dengeli biçimde yer veriyor.

    Orta Doğu, insanlık tarihi bakımından öneminin yanısıra, özellikle 1945’ten bu yana uluslararası ilişkiler alanının en süreklilik gösteren temel sorununun yaşandığı bölgedir. Filistin konusu ise Orta Doğu sorununun temelinde yer almaktadır. Dünyamız, bölgemiz ve ülkemiz için bu kadar ağırlıklı bir konuyu hem genel boyutlarıyla, hem de Türkiye’nin Orta Doğu politikası içindeki yeri çerçevesinde nesnel biçimde incelemek hiç şüphesiz büyük önem taşımaktadır. Dr. Erkan ERTOSUN, Türk kaynaklarının yanısıra, Arap kaynaklarını da kullanarak ve konuyla ilgili Türk ve Arap şahsiyetleriyle mülakatlarla zenginleştirdiği bu çalışmasıyla, sorunun önemine yaraşır değerde, övgüye layık bir hizmet gerçekleştirmiştir.

                                                                                                                                                                 Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu   –   Ankara Üniversitesi

    Filistin Politikamız Camp David’den Mavi Marmara’ya, yazarın güzel Türkçesiyle kaleme alınmış, okuyucuya dost bir yapıt.  Bölgenin kısa fakat çarpıcı tarihçesinden sonra, yazar Filistin- İsrail sorunu hakkında her iki taraftan önemli fakat kamuoyunca pek tanınmayan kişilerle röportaj yaparak makul ve gerçekçi bir resim çizmekte.  Türkiye’nin Filistin politikasında gözlemlenen devamlılık ve değişim çarpıcı bir şekilde inceleniyor.  Türk dış politikası yapıcılarının göz ardı etmemesi gereken kapsamlı bir çalışma.

                                                                                                                                                               Doç. Dr. Nur Bilge Criss   –   Bilkent Üniversitesi

  • Geliyorum Diyen İhtilal by: Can Kaya İSEN  22,00

    İlk baskısı 1964 yılında yapılan Geliyorum Diyen İhtilal adlı bu kitap, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 darbe girişimlerinin baş aktörleri Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’ı idama kadar götüren siyasi süreci ve sonuçlarını ele almaktadır.
    Bu kitapta;

    • Talat Aydemir’in portresi
    • Silahlı Kuvvetler Birliği’nin darbe teşebbüsündeki rolü
    • İlk ihtilal komitesi
    • 21 Ekim protokolü
    • Balmumcu toplantısı
    • Şifreli telgraf olayı
    • 31 Mart Harekâtı
    • 9 Şubat protokolü
    • Cemal Madanoğlu’nu darıltan hadise
    • Türkeş – Kabibay ayrılığı
    • 22 Şubat olayları
    • Tasfiye edilen 11 havacı
    • 21 Mayıs öncesi ve 21 Mayıs
    • Muhakemeler ve Aydemir’in hücresindeki son günleri
    • Aydemir ve Gürcan’ın idamı
    • Aydemir’in savunmasını bulabilirsiniz.

    Atatürk’ün Türk milletine en büyük armağanı olan cumhuriyet rejimine her defasında “darbe” vuran darbeci zihniyeti gözler önüne seren bu kitapta; asker kökenli liderler Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Başbakan İsmet İnönü ve Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’a rağmen şahsi çıkarlar sonucunda Silahlı Kuvvetler Birliği’nde yaşanan gruplaşmaları ve bunların darbe girişimlerini Can Kaya İsen’in kaleminden siz değerli okuyucuların değerlendirmesine sunuyoruz.

  • İslam Siyaset Felsefesinde “Sivil İtaatsizlik” Kavramı by:  6,50
    BASKISI TÜKENMİŞ
    1500 yıllık İslam geleneğini, sürekli oluşan bir fenomen olarak görmemiz, tarihsel sürecin her aşamasını değerli kılmaktadır. Sürekliliğimizi koruyabilmemiz ise bu aşamaların her birinin tetkiki sayesinde mümkün olacaktır. Tarihsel sürekliliği kırdığımız zaman “öteki” kavramların zihinlerimizi nasıl istila ettiğini ve görünüşler dünyasını nasıl gerçek”miş” gibi algılayıp, sözde sorunlarla uğraştığımızı görmekteyiz.
    Geleneğimizdeki siyasi ve itikadi bir tavrın içselleştirilmesine yönelik modern bir okuma olan bu eser, meşruiyyetini; “güneşin altında söylenmedik hiçbir şey kalmayacaktır” ve “her siyasi-dini sistem söylemini ve bunun sürekliliğini koruyacaktır” önermelerinden almaktadır.
    Bu kitap, yöneten ve yönetilen ilişkilerinde farklı (bir) İslami siyasal tavır geliştirmenin tarihsel köklerini Hasan el-Basri’de aramaktadır. Zira o, “tek başına bir ümmet” diye nitelendirilmektedir. Ve onun yaşadığı çağ ise, “İslam Düşüncesinin Teşekkül Dönemi” diye adlandırılmaktadır. Kurumsallaşan ve birer siyasi/itikadi model haline gelen mezheplerin/akımların fikirleri bu dönemde tomurcuklanmaya başlamıştır.