İnceleme-Araştırma (7)
  • IRAK by: Emin Salihi  22,00

    Devletin Çöküşü ve Çatışma Süreci

    Amerika Birleşik Devletleri’nin işgali öncesi Irak’ın yoksul bir diktatörlük yapısından refaha, çok kültürlü liberal bir demokrasiye, istikrarlı bir ekonomiye ve bölgede model bir ülkeye dönüşeceği beklentisi ve söylemi hâkimdi. Ancak günümüzde Irak bölgede model bir ülke olarak gösterilmekten çok devlet yapısında değişiklik olması beklenen Orta Doğu ülkeleri için olumsuz bir örnek olarak gösterilmektedir. Bazı Orta Doğu Devletleri’nin, devletin çökmesinin ardından, neden başarılı bir şekilde yeniden yapılandırılamadığı sıkça sorgulanmaktadır. Bizce buna cevap bulmak için aralarında Irak’ın da bulunduğu Orta Doğu ülkelerindeki “zayıf devlet” özellikleri dikkate alınarak Birinci Dünya Savaşı sonrası bu devletlerin yapılanması ve uluslaşma süreci kendi iç dinamikleriyle incelenmelidir. Ardından bu ülkelerde oluşan otoriter devletlerin çökmesi ile birlikte yaşanan güvensizlik durumu ve çatışma süreci yine bu ülkelerdeki bir asırlık sorunlu miras ve politik-psikolojik yaklaşımlar bağlamında ele alınmalıdır. Bu çalışmada, Irak Devleti’nin 2003 yılından sonra yeniden yapılandırılma sürecinde yaşanan siyasi ilişkiler ve gelişmelerden yola çıkılarak yakın dönemde Libya, Yemen ve Suriye başta olmak üzere Orta Doğu bölgesinde otoriter devletlerin çökmesinin ardından neden yeniden sağlıklı bir devlet yapılanması gerçekleşemediği sorularına cevaplar sunulmuştur.
  • Kenya’nın Müstemleke Tarihi by: Cafer Talha Şeker  14,00

    Afrika’da Kolonyalizmin İki Silahı: Din ve Sermaye alt başlığı ile sizlere sunduğumuz Kenya’nın Müstemleke Tarihi kitabı  on dokuzuncu yüzyılda Avrupalı devletlerin ve şirketlerin istimlak ettiği Afrika’da her ülke kendi müstemlekesini inşa etti. Avrupalıların Afrika’daki yayılışı, kendi dinini yayma iştiyakıyla hareket eden Hristiyan cemaatlerin vakıf faaliyetleri ve büyük paralar kazanma azmiyle hareket eden kolonyal şirketlerin yatırım teşebbüsleri üzerinden gerçekleşti.

    Şark Afrika’da inşa edilen İngiliz Müstemlekesi zamanla Yahudi iş adamlarının da dikkatini çekti. 20. yüzyılın başlarında Siyonizm Lobisi’nin Afrika’daki İngiliz mülkünde İsrail Devleti kurmak için Londra’dan talep ettiği topraklar bugünkü Kenya ile Uganda’nın elindeki yerlerdir. Bu topraklarda bugün petrol bulunmuştur ve bölgenin jeo-stratejik değeri artmaya başlamıştır. Bu kitap, Avrupalı girişimcilerin sahip oldukları inancı ve ellerindeki sermayeyi kullanarak Afrika’da nasıl yayıldıklarını Kenya üzerinden ele almıştır.

    “C. Talha Şeker’in kitabı mukaddime mahiyetinde olsa da tafsilatlı, tarafsız, ilmi ve iyi yazılmış akıcı bir eserdir. Okuyucularına meseleyi anlatırken sistematik bir şekilde Kenya’nın siyasi tarihindeki mühim dönüm noktalarını gösteriyor. Kenya’nın müstemleke edildiği kısa dönemin tarihini, Mau Mau Hareketi ile kolonizasyondan kurtulma yolunda verdiği mücadeleyi ve nihayetinde hürriyetine kavuşup hür ve egemen bir millete dönüşme hikâyesini anlatıyor.”

     

    Prof. Dr. Mohamed Bakari

  • Moreviler by: Murat Özer  25,00

    Osmanlı medeniyetini besleyen en mühim fikri damarlardan birisi olan tasavvufun toplumsal elit oluşumundaki rolü de incelenmesi gereken bir hakikattir. Ferdî manada bir “kâmil”in oluşumu ne kadar zor bir psikolojik sureci iktiza ediyorsa aynı şekilde bu merkez şahsiyetin toplumsal tarihe yansıyan bir elit oluşturması da bir o kadar karmaşık sosyolojik sureci izler. (…) İste Osmanlı entelektüel tarihinde “Uşşâkîzâdeler”, “Sivâsîzâdeler” gibi önemli ailelerden birisi de kurucu şahsiyetinin eş-Şeyh Yahyâ Şerâfeddîn el-Morevî el-Cerrâhî’nin olduğu “Morevîzâdeler” üzerine kıymetli kardeşim Murat Özer uzun yıllar süren bir araştırma gerçekleştirdi. Bugün iki kapak arasında toplanmış bu çalışma, sadece bir aile tarihi değil bir düşüncenin de tarihteki izleridir. Kendisini yürekten tebrik ederim…

    Prof. Dr. Mahmud Erol KILIÇ

     

    Cerrâhi Tekkesi’nin XVIII. yüzyıl şeyhlerinden Yahya Şerafeddîn Efendi’nin “Ordu Şeyhi” sıfatıyla Mora’ya gitmesiyle başlayan bu aile tarihi, daha sonrasında buradan devam etmiş iki önemli kol vasıtasıyla İstanbul ve Mısır’a intikal etmiştir.

    Ailenin Mısır’da kalan kolu da bu toprakların Osmanlı elinden çıkmaya başladığı dönemlerde yüzünü İstanbul’a çevirmiş ve önemli devlet vazifelerinde bulunan birçok üyesi ile padişahlık makamında görevlere getirilmişlerdir. Abdurrahman Sami Paşa,  Abdüllatif Suphi Paşa gibi Osmanlı tarihi için pek çok önemli ismin yetiştiği bu aile, daha sonrasında gelen Cumhuriyet rejimi ile birlikte Hamdullah Suphi Tanrıöver, Suphi Ziya Özbekkan gibi önemli entelektüelleri içinde barındırmıştır.

    Belge talihi açısından 300 yıllık bir süreçte hiç kopukluk yaşamadan gerçekleştirilebilmiş bu aile yolculuğu önemli bazı köşe taşlarını farklı açılardan okuyuculara sunmaktadır.

  • Nusayrilik / İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri by: Hüseyin Türk  16,00

    ANADOLU’NUN GİZLİ İNANCI NUSAYRÎLİK

    İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri

    Suriye Araplarının çoğunluğu Alevidir. Hatta Hatay başta olmak üzere Adana, Mersin gibi güney illerimizde de yaşayan Fellah veya Nusayri olarak bilinen yurttaşlarımızın inancıyla aynı olan bir Alevilik. Fakat bırakalım, son zamanlarda Ortadoğu politik gündemi dolayısıyla sık sık gündeme gelen, Suriye tarihi ve inançlarını tanımayı, Türkiye Nusayriliği (Arap Aleviliği) de pek az bilinmekte, tanınmakta Ülkemizde. Belki bu az tanınmanın bir sebebi de yeterli araştırma olmayışının yanında Nusayriliğin kendi inanç ve ritüellerini dışa karşı saklama, bilinçli gizlilik anlayışlarıdır. İşte Doç. Dr. Hüseyin Türk bu zorluğu da göze alarak günümüz Türkiye’sindeki inanç çeşitliğini kavramak ve Suriye’deki son toplumsal hareketlerin de tarihsel ve inanç arka planını anlamak için önemli bir kaynak oluşturacak bu kitabı kaleme almıştır.

    Kültürel antropolojik bir yaklaşımla yürütülen bu araştırmada, Arap Aleviliği olarak da bilinen Nusayrilik; etnik kökeni, kolları, tarihi, Hz.Ali inancı, din adamları, tabu ve kutsal yiyecekleri, ibadetleri, aile ve akrabalık ilişkileri, amcalık geleneği, bayramları, türbe inancı ve Hızır kültü, ölüm ve reenkarnasyon inançları çerçevesinde inceleniyor.

    İstatistikler, efsaneler ve anekdotlarla zenginleştirilmiş bu çalışma okuyucuya, Hatay ve çevresinde yaşayan Nusayrilerin günlük yaşamlarını ve hayata bakış açılarını gözlemleme fırsatı sunuyor.

    Anadolu Aleviliği, eski Türk inançları ve Hıristiyanlığın etkisiyle yoğrulmuş bu inanç sistemi, gizlilik esasına dayandığı için bugüne kadar hep bölük pörçük ya da yanlış bilgilerle tanınmaktaydı. Nusayriliğin kendi kaynaklarına bakarak ve yansız olarak tasvir edildiği bu kitabın, ülkemizdeki farklı inanç sistemlerinin anlaşılmasına ve günümüz olaylarına ışık tutulmasında katkıda bulunması dileğiyle…

  • Paşalar: Talat, Enver, Cemal by: Ziya Şakir (Soku)  11,00

    “Tarih değil, hatalar tekerrür eder…”

    Talat, Enver ve Cemal paşalar; Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu en buhranlı yıllarında, devlet yönetimini ellerine alarak son devre damgasını vurmuş üç önemli şahsiyettir. İmparatorluğun çöküşünü durdurmak için yaptıkları icraatlar, maalesef çöküşü daha da hızlandırmaktan öte bir netice vermemiştir. Kendileri hakkında şimdiye kadar birçok eser yazılmıştır. Bu eserlerden bazıları, paşaların sadece “hürriyet-perver”liklerini, bazıları ise “akılsız”lıklarını ortaya koymaya çalışmıştır. Elinizdeki eseri diğer eserlerden ayıran en önemli özellik ise; paşaların hayatını, doğumlarından ölümlerine kadar, akıcı bir üslupla ve objektif bir şekilde kaleme almış olmasıdır.

    Eserde ele alınan meseleler arasında; İttihad ve Terakki’nin kuruluşu, Sultan Abdülhamid’in İttihad ve Terakki karşısındaki çaresizliği, Meşrûtiyet’in ilanı, Bâbıâli Baskını, İttihad ve Terakki’nin başlattığı ihtilal geleneği, paşaların Birinci Cihan Harbi’nde oynadıkları rol, kimler tarafından ve nasıl öldürüldükleri sayılabilir.

    Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri süregelen İttihad ve Terakki düşmanlığına farklı bir zaviyeden çözüm arayan ve bir çırpıda okunabilecek, benzersiz bir çalışma…

  • Rusların Gözüyle Türkler by: İlyas Kemaloğlu (Kamalov)  16,00

    Bu çalışmada Rusların ataları Slavların Türklerle ilk karşılaşmalarından günümüze kadarki dönemde Rus kaynaklarındaki Türk algısı ele alınmaktadır. Rus kaynakları, aynen Çin yıllıkları ile Arap ve Fars el yazmaları gibi Türk tarihinin önemli kaynakları konumundadırlar. Hristiyanlığın kabulüyle birlikte Rus manastırlarında kaleme alınmaya başlanan letopisler (yıllık/kronik), Karadeniz’in kuzeyindeki Türk boylarıyla ilgili bilgi verirken ve bu alandaki boşluğu önemli ölçüde doldururken, Rus büyükelçi, tüccar ve seyyahların rapor ve hatıraları, Osmanlı Devleti’nin siyasi ve özellikle de sosyo-ekonomik yapısı hakkında Osmanlı kaynaklarındaki bilgileri tamamlamaktadırlar. Yine askerî ajanlarla konsolosların raporları XIX. yüzyılın sonu – XX. yüzyılın başındaki Türkiye ve dönemin bölgesel sorunlarıyla ilgili bilgi içerirken Sovyet liderlerinin açıklamaları Sovyet dönemi Rusyası’nın Türkiye’ye bakış açısını ortaya koymaktadırlar.

    Türklerle Rusların asırlarca beraber yaşaması yazar, şair, ressam ve diğer Rus entellektüellerin eserlerinde Türk-Rus münasebetleri ve Türkiye’yi konu almalarına neden oldu. Nitekim birçok meşhur Rus yazarın eserinde Türklere, Türk-Rus münasebetlerine ve Türk algısına rastlamak mümkündür. Biz de bu çalışmada Rus yıllıklarını, elçi raporlarını, Rus devlet adamlarının hatıra ve Türkiye ile ilgili yaptıkları açıklamalarını, Türk-Rus savaşlarına katılan Rus askerlerinin anılarını, Rus konsolos ve askerî ajanlarının raporlarını, diplomatik yazışmaları, Rus edebî eser ve destanlarını, farklı dönem Rus entelektüellerinin Türklerle ilgili kaleme aldıkları eserleri kullandık. Adı geçen bu kaynaklardan Rusların Türklere yaklaşım ve tasvirlerini değerlendirdiğimiz gibi, olumlu ya da olumsuz düşüncelerinin nedenlerini de siyasi olayları kısaca aktararak açıklamaya gayret ettik. Dolayısıyla elinizdeki bu çalışma, aynı zamanda Türk-Rus münasebetlerinin kısa bir tarihçesini de içermektedir.

  • Savaşta ve Barışta Lübnan Marunileri by: Yasin Atlıoğlu  23,00

    Lübnan, yüzyıllardır farklı etnik gruplara, üç büyük dine ve bu dinlerin farklı yorumlarını sunan mezheplere ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır. Bu topraklardaki toplumsal farklılıklar, çoğu zaman küresel ve bölgesel güçlerin müdahil olduğu etnik-dini temelli çatışmaların başlıca nedenini teşkil etmiştir. Katolik Haçlıların gelişinden Lübnan’ın tam bağımsızlığına kadar geçen sürede Haçlılar, Memluklular, Osmanlılar, Fransa, İngiltere ve Vatikan Lübnan’da nüfuz sahip güçler olmuştur. Bağımsızlık sonrası ise ABD, Suriye, İran ve İsrail gibi aktörler bu ülkeyi bir mücadele alanı olarak görmüştür. Lübnan’ın Sünnileri, Şi‘îleri, Marunîleri, Dürzîleri ve diğer toplumsal gruplar, mezhep ve çıkar bağlamında dış aktörlerle iş birliği yapmaktan çekinmemiştir. Bu durum Lübnan’da karmaşık ve anlaşılması zor ittifakları ve çatışmaları ortaya çıkarmıştır.

    Kuşkusuz Lübnanlı Hıristiyanların en önemli temsilcisi olan Marunîler, geçmişi, dini inançları, milliyetçilik anlayışları, siyasi/toplumsal örgütlenmesi ve deneyimleriyle ülke siyasetine damgasını vurmuş toplumsal gruptur. Marunîlerin tarihi, Lübnan’ın çatışma ve savaşlarla dolu tarihinin bir özetini sunmaktadır. Bu kitapta Marunî toplumu üzerinden Lübnan  tarihi, siyasi, toplumsal, dini ve ekonomik boyutlarıyla incelenmekte ve günümüzde Orta Doğu’nun geneline yayılan siyasi istikrarsızlık ve toplumsal çatışma tehlikesine ışık tutulmaya çalışılmaktadır.