Hatıra-Anı (3)
  • Kopuzlar by: Şakir Kopuz  10,00

    Rize’li Bir İş Adamının Gerçek Yaşam Öyküsü

     

    20. yüzyılın ilk yarısında, ismi Türkiye’nin sayılı iş adamları arasında anılan Şakir Kopuzun son derece ilginç ve sürükleyici bir roman gibi okunan hayat hikayesi.

    Şakir Kopuz’un aile şeceresi, okuyucuyu girişimci Karadenizli ruhunun köklerine sürüklüyor. Şakir Kopuz, her iki dünya harbinde, açık denizlerde, memleket hizmetinde, istiklal savaşında deniz yoluyla Sakarya ağzına cephane ve erzak taşıyor, İtalyan askerlerince tutuklanıp İngiliz General Harlton’un huzurunda kendisini savunuyor, işgal altındaki Rusya’ya mal götürüp getirirken esir düşüyor, gemisi defalarca fırtınaya yakalanıyor…

    2. Dünya Savaşı sırasında dalgıçlık öğreniyor, deniz altından çıkardığı gemi parçalarını Karabük demir-çelik fabrikasına sevk ediyor. Yaşamı boyunca hep çalışıyor, denizle gemilerle iç içe bir ömür sürüyor, memleketine faydalı olma bilincini bir an olsun aklından çıkarmıyor.

    Ağır yüklerin altından 1928 yılında kalkmaya başlıyor Şakir Kopuz. Osmaniye telsiz istasyonunun büyük sütunlarını, alt sahalarındaki kıymetli teçhizatına ve pavyonlara zarar gelmeyecek şekilde 14 gün gibi kısa bir sürede sökmeyi başarıyor. Fransız başmühendise parmak ısırtıyor. Ömrü boyunca her biri farklı mekanlarda ve değişik pozisyonlarda olan 33 geminin sökülme işlemini yapıyor, 8 gemi yüzdürüyor, iki geminin ise denizaltında yükünü tahliye ediyor. Savaş yılları geride kalıyor ama Şakir Kopuz’un mücadelesi sürüyor. Haksızlığa hiç tahammülü olmayan bu dava adamı başından geçen 6 büyük davanın öyküsünü anlatıyor.

    “Öksüz, çıplak yavrulara acıyınız, mümkün olanı esirgemeyiniz.”

    Vasiyetinde torunlarına işte böyle sesleniyor Şakir Kopuz. Kitabında istanbul ve Rize’de çocukların yararına yardımları, “’şahsi bir teferrüd değil, emsallerime bir şevk ve heyecan vererek belki onların da kazandıklarının bir kısmını yoksul vatan çocuklarıyla paylaşmalarını sağlamak” için bir bir sıralıyor.

    “Hayırlı işler yapma ödevimi eda ettikten sonra, her türlü gösteriş zihniyetinden uzak, yalnız bir teşvik ve gayret örneği makamında şahsımı tecessüm ettiren daimi bir eser ve hatıra bırakmak istemekteyim” diyerek başvuruyor. Böylece tarihte ilk defa bir Türk iş adamının kendi heykelini diktirme mücadelesi de başlamış oluyor.

    Sadece iş yaşamı değil, özel hayatı da ibret vericidir Şakir Kopuz’un. Kitabında “ikinci izdivaç tasavvurunun nasıl doğduğunu “hakiki şekliyle” anlatıyor.

     

    İlk defa 1947 yılında yayınlanan bu kitabı, Şakir Kopuz’un şahsına ve yaşadığı döneme özgü, hoş anlatımının korunması şartıyla; sözlük, dizin ve Kopuzlar ailesinde 1947’den bu yana gelişen olayların bir özetiyle tamamlayıp günümüz insanının faydalanabileceği şekliyle sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

  • Sultan Abdülhamid İftiralara Cevaplar by: M. Raif Ogan  7,50

    Sultan Abdülhamid  İftiralara Cevaplar

    Ayşe Sultan’ın “Babam Sultan Hamid” adlı hatıraları 1956’da Hayat mecmuasında yayımlanırken neden yarıda kalmıştı?

    Osmanlı İmparatorluğunun sancılı çöküş döneminin belki de en önemli ismi olan II. Abdülhamid hakkında, hemen her gün yeni bir kitap yayınlanıyor. Bunda, II. Abdülhamid’in kendi döneminde başlayıp günümüze kadar süregelen amansız bir karalama kampanyasına maruz kalmasının büyük rolü var. Öte yandan, “Abdülhamid kitaplarını” Demokrat Parti’yle başlayan ve elinizdeki kitapta da “1950 demokrasi inkılabı” olarak nitelendirilen zaman diliminde, özellikle son dönem Osmanlı padişahlarına bir takım hakların iade edilmesiyle ilgili siyasi faaliyetlerin bir devamı olarak değerlendirmek de mümkün.

    Osmanlı’nın son yıllarında ve Cumhuriyet döneminde birçok kitaplar yazmış, değerli bir münevver olan Raif Ogan’ın kaleme aldığı İftiralara Cevaplar* adlı bu kitabın belkemiğini, Peyami Safa’nın 1956’da Milliyet gazetesinde yayımlanan bir köşe yazısı oluşturuyor. II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın hatıralarının Babam Sultan Hamid adıyla, dönemin Hayat mecmuasında yayınlanmasına tepki gösteren Peyami Safa, II. Abdülhamid’den “kızıl sultan” ve “katil” diye bahsederek Ayşe Sultan’a susmasını ihtar ediyor ve söz konusu hatıraların Türk Tarih Kurumu tarafından gözden geçirilmesini talep ediyor. Peyami Safa’nın bir dönem muallimlik yaptığı eğitim müessesesinin idarecisi olan Raif Ogan, eski dostuna saygı ve muhabbeti esirgememekle birlikte, bu yazıya seyirci kalamayarak İftiralara Cevaplar’ı yazıyor. Ogan, II. Abdülhamid’in; Peyami Safa’nın iki yaşında kaybettiği babası İsmail Safa’nın ve I. Meşrutiyetin mimarı Midhat Paşa’nın katili olmadığını, delillerle açıklıyor. Daha sonra da II. Abdülhamid hakkında 1950’li yıllara kadar yapılan bütün haksız suçlamalara tek tek cevap veriyor. Ogan, bunu yaparken aynı zamanda bize “yapıcı ve adil eleştiri nasıl olur”u da gösteriyor. Zira eleştirirken hissî ve şahsî duygularıyla hareket etmiyor ve tezlerini tarihî gerçeklere dayandırıp delillendirmek noktasında titizlik gösteriyor.

    İftiralara Cevaplar, kısa ve etkileyici bir manifesto niteliğinde. Eserin sonunda ise kitabın yazılmasına sebep olan Peyami Safa’nın “Ayşe Hanım’a Açık Mektup” ile, gelen eleştirilere cevap olarak yazdığı “Hiçbirinizi Kırmak İstemezsem” adlı gazete makalelerini bulmak mümkün. Ayrıca yine aynı tartışma çerçevesinde, dönemin önde gelen gazetecileri ve yazarları tarafından kaleme alınmış, son derece ilginç sekiz makaleyi de Ekler bölümünde okuyabilirsiniz. Özellikle dönemin Hayat mecmuasını çıkaran Şevket Rado’nun, Peyami Safa’nın makalesiyle başlayan tartışma süreci sonunda, Ayşe Sultan’ın hatıralarını yayımlamayı “yukarıdan gelen bir emirle” nasıl durdurmak zorunda kaldığını anlattığı makalesi, mevzuyu tamamlayıcı nitelikte.

    1. Abdülhamid nezdinde, yakın Türk tarihinin kıyasıya tartışılan “iftiralarını” ve “hakikatlerini” sağlam bir kaynaktan dinlemek isteyenlerin, mutlaka okuması gereken bir kitap.
  • Sürgündeki Prenses Süreyya by: Prenses Süreyya  17,00

    İRAN SARAYINDAN GERÇEK BİR AŞK HİKAYESİ

    Dünyanın en güzel prensesi, sürgündeki prenses, dünyanın en popüler imparatoriçesi… Bunlar 12 Şubat 1951’de, henüz 18 yaşındayken son Iran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’yle evlenerek İran İmparatoriçesi olan Süreyya’ya yakıştırılan isimlerden sadece birkaçı. Mutlu bir evlilikleri olmasına rağmen, çift, Süreyya’nın Iran tahtına varis verememesi nedeniyle 13 Şubat 1958’de ayrıldı.
    Prenses Süreyya’nın 1961’de yazmaya başladığı hatıraları, dönemin en ünlü gazete ve dergilerinde yayınlanmış, 17 dilde kitap olarak basılmış, milyonlarca kişi tarafından ilgiyle okunmuştur.
    Bu   kitapta,   Süreyya’nın   “Hayatım”   adını  verdiği   hatıralarına, “Unuttuklarım” başlığı altında daha  sonra yazdıkları ile  Iran Şahı’nın hatıralarından en ilgi çekici kısımlar da eklenmiştir.
    İran Devriminin Perde Arkası
    Süreyya’nın hatıraları iran’da bir devrin kapanıp yeni bir devrin açıldığı bir döneme ışık tutuyor. İran Devrimi neden ve nasıl gerçekleşti? Son İran Şahı, ülkesi adına nasıl bir mücadele verdi? Olayların  arkasında  hangi  güçler  vardı?   Süreyya  bunun  gibi  soruların  cevabım  büyük  bir samimiyetle veriyor kitabında.
    Bir Kraliçenin Etekleri Neden Havalanmaz?
    Bir Kraliçe nasıl yaşar? Neler yapar? Nasıl giyinir? Süreyya bütün bunları anlatırken, erkeklere bakışı, hayat felsefesi ve değerleri hakkında da “sohbet ediyor” okuyucuyla. Muzip zevklerini, espri anlayışını ve eğlence alışkanlıklarını paylaşıyor.
    Kraliçe’nin Dünya Turundan Notlar
    Avrupa, Amerika, Asya ve tabii ki Türkiye…
    Süreyya bir imparatoriçe olarak dünyanın dört bir köşesinde tanıştığı ünlü devlet adamlarım ve sanatçıları, başından geçen birbirinden ilginç maceraları ve Doğuyla Batı arasında yetişmiş modern bir kadın olarak sosyal yaşama dair gözlemlerini anlatıyor.
    “Sürgündeki Prenses”; 1950’lerin İran’ının, bir kraliçenin “gerçek hayatının” ve hüzünlü bir aşkın öyküsü…