Hatıra-Anı (4)
  • Efraim by: İbrahim Becer  32,00

    Güneydoğuda içinde medya, ekonomi, istihbarat, tetikçi ayağı bulunan son derece gizli bir teşkilat romanı

    Doksanlı yılların ortalarında Şırnak’ta görev yapan yüksek rütbeli bir paşa tarafından, içinde medya, ekonomi, istihbarat, tetikçi ayağı da bulunan ve son derece gizli olmasına özen gösterilen bir teşkilat kurulur. Teşkilatın tek bir sloganı vardır: Baş gider gövde dağılır. Bu yapının varlığı bir süre sonra hissedilir ama kendisine ulaşılamaz. Çünkü çok sert yöntemleri olan teşkilatla uğraşmak için cesaretten de fazlası gerekmektedir. Bir gün Kuzey Irak’ta görev yapan bir Amerikan subayının elinde olması gereken bir zarf, tamamen tesadüf eseri teşkilatın eline geçer. Subay, bütün istihbarat güçlerini bu işe yönlendirir ve zarfın izini bulur ama iki sorun vardır: Çok iyi korunmuş, hakkında söylentiden öte hiçbir iz bulunmayan bir yapıyı çözmek zorundadır ve bunu da başka bir ülkenin sınırları içinde başararak, o zarfı ele geçirmelidir. Asıl ilginci de, teşkilatın bu zarfın önemi hakkında çok fazla bilgisinin olmamasıdır.
    Yabancı bir subayın Türk sınırları içinde, hem de Şırnak gibi bir coğrafyada bu işi yapması imkânsızdır. Yerel kaynaklara yönelmek gerektiğini anlar ve bölgede bu operasyona para veya menfaat karşılığı destek verecek olan gruplardan bir ekip oluşturarak bilmediği bir coğrafyaya adım atar. Her bakımdan birbirilerinden tamamen aykırı tipler ilk başlarda sadece çıkar için birlikte hareket ederler ama zaman geçtikçe iç hesaplaşmalar menfaatlerin de önüne geçerek şartları daha da ağırlaştırır.
    Asla boşuna değil bu kavga. Bu Kürdistan davası güdenler sadece gölge, onu bil istedim. Eşek, şarabı çekti mi dağa kurt aramaya çıkarmış Aslanım. Burada bir denge var ve sen o denge içinde haddini bildiğin sürece senin kılına halel gelmez. Ne zaman ki bunların ağa babalarının nasırına bastın karakolun da basılır, metropollerin de bombalanır. Ucuz malzemedir terörist; ne kendi canının ne de bir başkasının canının onun gözünde zerre kıymeti yoktur Hamzalo.
  • Kopuzlar by: Şakir Kopuz  10,00

    Rize’li Bir İş Adamının Gerçek Yaşam Öyküsü

     

    20. yüzyılın ilk yarısında, ismi Türkiye’nin sayılı iş adamları arasında anılan Şakir Kopuzun son derece ilginç ve sürükleyici bir roman gibi okunan hayat hikayesi.

    Şakir Kopuz’un aile şeceresi, okuyucuyu girişimci Karadenizli ruhunun köklerine sürüklüyor. Şakir Kopuz, her iki dünya harbinde, açık denizlerde, memleket hizmetinde, istiklal savaşında deniz yoluyla Sakarya ağzına cephane ve erzak taşıyor, İtalyan askerlerince tutuklanıp İngiliz General Harlton’un huzurunda kendisini savunuyor, işgal altındaki Rusya’ya mal götürüp getirirken esir düşüyor, gemisi defalarca fırtınaya yakalanıyor…

    2. Dünya Savaşı sırasında dalgıçlık öğreniyor, deniz altından çıkardığı gemi parçalarını Karabük demir-çelik fabrikasına sevk ediyor. Yaşamı boyunca hep çalışıyor, denizle gemilerle iç içe bir ömür sürüyor, memleketine faydalı olma bilincini bir an olsun aklından çıkarmıyor.

    Ağır yüklerin altından 1928 yılında kalkmaya başlıyor Şakir Kopuz. Osmaniye telsiz istasyonunun büyük sütunlarını, alt sahalarındaki kıymetli teçhizatına ve pavyonlara zarar gelmeyecek şekilde 14 gün gibi kısa bir sürede sökmeyi başarıyor. Fransız başmühendise parmak ısırtıyor. Ömrü boyunca her biri farklı mekanlarda ve değişik pozisyonlarda olan 33 geminin sökülme işlemini yapıyor, 8 gemi yüzdürüyor, iki geminin ise denizaltında yükünü tahliye ediyor. Savaş yılları geride kalıyor ama Şakir Kopuz’un mücadelesi sürüyor. Haksızlığa hiç tahammülü olmayan bu dava adamı başından geçen 6 büyük davanın öyküsünü anlatıyor.

    “Öksüz, çıplak yavrulara acıyınız, mümkün olanı esirgemeyiniz.”

    Vasiyetinde torunlarına işte böyle sesleniyor Şakir Kopuz. Kitabında istanbul ve Rize’de çocukların yararına yardımları, “’şahsi bir teferrüd değil, emsallerime bir şevk ve heyecan vererek belki onların da kazandıklarının bir kısmını yoksul vatan çocuklarıyla paylaşmalarını sağlamak” için bir bir sıralıyor.

    “Hayırlı işler yapma ödevimi eda ettikten sonra, her türlü gösteriş zihniyetinden uzak, yalnız bir teşvik ve gayret örneği makamında şahsımı tecessüm ettiren daimi bir eser ve hatıra bırakmak istemekteyim” diyerek başvuruyor. Böylece tarihte ilk defa bir Türk iş adamının kendi heykelini diktirme mücadelesi de başlamış oluyor.

    Sadece iş yaşamı değil, özel hayatı da ibret vericidir Şakir Kopuz’un. Kitabında “ikinci izdivaç tasavvurunun nasıl doğduğunu “hakiki şekliyle” anlatıyor.

     

    İlk defa 1947 yılında yayınlanan bu kitabı, Şakir Kopuz’un şahsına ve yaşadığı döneme özgü, hoş anlatımının korunması şartıyla; sözlük, dizin ve Kopuzlar ailesinde 1947’den bu yana gelişen olayların bir özetiyle tamamlayıp günümüz insanının faydalanabileceği şekliyle sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

  • Sultan Abdülhamid İftiralara Cevaplar by: M. Raif Ogan  11,00
    II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın hatıralarının 1956’da “Babam Sultan Hamid” adıyla, dönemin Hayat mecmuasında yayınlanmasına tepki gösteren Peyami Safa, II. Abdülhamid’den “kızıl sultan” ve “katil” diye bahsederek Ayşe Sultan’a susmasını ihtar eder ve hatıraların Türk Tarih Kurumu tarafından gözden geçirilmesini ister. Bunun üzerine dönemin aydın ve yazarlarından Raif Ogan, bir zamanlar aynı çatı altında çalıştığı dostu Peyami Safa’ya saygı ve muhabbeti esirgememekle birlikte, bu yazıya seyirci kalamayarak Sultan Abdülhamid ve Bugünkü Muarızları adıyla bir kitap yazar. Peyami Safa’ya bir cevap niteliğindeki bu kitaptan yola çıkan elinizdeki derleme, Sultan Abdülhamid’e yöneltilen eleştiriler üzerine yazılmış diğer önemli yazıları da içermektedir.
    İlk bölümde Ogan, II. Abdülhamid’in; Peyami Safa’nın iki yaşında kaybettiği babası İsmail Safa’nın ve I. Meşrutiyetin mimarı Midhat Paşa’nın katili olmadığını, delillerle açıklıyor. Daha sonra da II. Abdülhamid hakkında 1950’li yıllara kadar yapılan haksız suçlamalara tek tek cevap veriyor. Ogan, bir yandan da bize “yapıcı ve adil eleştiri nasıl olur”u da gösteriyor. Eleştirirken hissî ve şahsî duygularıyla hareket etmiyor ve tezlerini tarihî gerçeklere dayandırıp delillendiriyor.
    İftiralara Cevaplar, kısa ve etkileyici bir manifesto niteliğinde. Eserin sonunda kitabın yazılmasına sebep olan Peyami Safa’nın “Ayşe Hanım’a Açık Mektup” ile, gelen eleştirilere cevap olarak yazdığı “Hiçbirinizi Kırmak İstemezsem” adlı gazete makaleleri yer alıyor. Ayrıca yine aynı tartışma çerçevesinde, dönemin önde gelen gazetecileri ve yazarları Abdurrahman Şeref, Ahmed Refik, İsmail Hami Danişmend, Nihal Atsız, Abdurrahman Şeref Lâç, Refi’ Cevad Ulunay ve Şevket Rado tarafından kaleme alınmış, oldukça ilginç sekiz makale de kitaba dâhil edildi. Özellikle dönemin Hayat mecmuasını çıkaran Şevket Rado’nun, Peyami Safa’nın makalesiyle başlayan tartışma süreci sonunda, Ayşe Sultan’ın hatıralarını yayımlamayı “yukarıdan gelen bir emirle” nasıl durdurmak zorunda kaldığını anlattığı makalesi, mevzuyu tamamlayıcı nitelikte.
  • Sürgündeki Prenses Süreyya by: Prenses Süreyya  17,00

    İRAN SARAYINDAN GERÇEK BİR AŞK HİKAYESİ

    Dünyanın en güzel prensesi, sürgündeki prenses, dünyanın en popüler imparatoriçesi… Bunlar 12 Şubat 1951’de, henüz 18 yaşındayken son Iran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’yle evlenerek İran İmparatoriçesi olan Süreyya’ya yakıştırılan isimlerden sadece birkaçı. Mutlu bir evlilikleri olmasına rağmen, çift, Süreyya’nın Iran tahtına varis verememesi nedeniyle 13 Şubat 1958’de ayrıldı.
    Prenses Süreyya’nın 1961’de yazmaya başladığı hatıraları, dönemin en ünlü gazete ve dergilerinde yayınlanmış, 17 dilde kitap olarak basılmış, milyonlarca kişi tarafından ilgiyle okunmuştur.
    Bu   kitapta,   Süreyya’nın   “Hayatım”   adını  verdiği   hatıralarına, “Unuttuklarım” başlığı altında daha  sonra yazdıkları ile  Iran Şahı’nın hatıralarından en ilgi çekici kısımlar da eklenmiştir.
    İran Devriminin Perde Arkası
    Süreyya’nın hatıraları iran’da bir devrin kapanıp yeni bir devrin açıldığı bir döneme ışık tutuyor. İran Devrimi neden ve nasıl gerçekleşti? Son İran Şahı, ülkesi adına nasıl bir mücadele verdi? Olayların  arkasında  hangi  güçler  vardı?   Süreyya  bunun  gibi  soruların  cevabım  büyük  bir samimiyetle veriyor kitabında.
    Bir Kraliçenin Etekleri Neden Havalanmaz?
    Bir Kraliçe nasıl yaşar? Neler yapar? Nasıl giyinir? Süreyya bütün bunları anlatırken, erkeklere bakışı, hayat felsefesi ve değerleri hakkında da “sohbet ediyor” okuyucuyla. Muzip zevklerini, espri anlayışını ve eğlence alışkanlıklarını paylaşıyor.
    Kraliçe’nin Dünya Turundan Notlar
    Avrupa, Amerika, Asya ve tabii ki Türkiye…
    Süreyya bir imparatoriçe olarak dünyanın dört bir köşesinde tanıştığı ünlü devlet adamlarım ve sanatçıları, başından geçen birbirinden ilginç maceraları ve Doğuyla Batı arasında yetişmiş modern bir kadın olarak sosyal yaşama dair gözlemlerini anlatıyor.
    “Sürgündeki Prenses”; 1950’lerin İran’ının, bir kraliçenin “gerçek hayatının” ve hüzünlü bir aşkın öyküsü…