Felsefe (2)
  • Aydınlanma Üzerine Bir Derkenar by: Fehmi Baykan  14,00

    Günümüzde pek çok akademisyen, araştırmacı, hatta köşe yazarı 18. asırda sanayi devriminin ardından doğan “Aydınlanma Felsefesi”ni bir dünya görüşü olarak sunuyor, kendi fikirlerini savunurken meşruluk zemini olarak aydınlanmaya atıfta bulunuyorlar.

    Bu kitapta felsefe profesörü Fehmi Baykan “Aydınlanma Felsefesi”nin bir efsane, hatta bir entelektüel hurafe olduğunu delillerle ortaya koyuyor. Yazarın eseri, sayfanın kenarına yazılan birkaç satır anlamına gelen “derkenar” kelimesiyle nitelendirmesi, filozofların ve felsefecilerin hatalarının büyüklüğü sebebiyle yazarın bütün gayretlerinin ancak meselenin ciddiyetine dikkat çekmeye yetmesindendir. Aydınlanmanın olmadığının ispatlanmasındaki amaç, hataları inceleyerek doğruyu kavramaktır. Kitabın bir başka hedefi ise, düşünce tarihini okuyarak insanoğlunun zihin yapısını, hatalarıyla beraber düşünce tarzını; kendini, topluluğu ve Kainatı nasıl izaha gayret ettiğini öğrenmek ve insanı anlamaktır.

    Kitabın önsözünde filozof ve felsefecilerin yanlış yapabileceğini örneklerle ortaya koyan yazar, Mesele kısmında bu kitaptaki iddiasını ve amacını tanımlar. İki bölümden oluşan eserin ilk bölümü, aydınlanmanın bir efsane olduğunun delillerle kanıtlanmasına ayrılmıştır. İkinci bölümde ise 18. asrın önde gelen filozoflarının temel fikirleri incelenip tutarsızlıklar ve geçersiz argümanlar gösterilmiştir. Sonuç bölümünde “çağdaşlık ve uygarlık” namına empoze edilen efsanelerin zihinleri karıştırmaktan öteye gitmediği düşüncesi tartışılmıştır

  • Ayna İçinde Ayna by: Ömer Evren Tanyaş  9,00

    Geçmişe dönüp, bu kitabı yazma arzumun kaynağını bulmaya çabalayınca; o kadar çok ne-denle karşılaştım ki!… Bu başlangıcı, tek nedene bağlamayı başaranlardan olmayı istedim. Sadece, basit bir nedenle yola çıkmanın sadeliğini özledim ve…

    “Rahmetli dedemin defterini okumaya başlayınca farkında olmadan başka bir zamana doğru yolculuğa çıktım: Akıl, gönül, kalp, sezgi gibi kavramlar ve aralarındaki ilişkiyi daha iyi anlaya-bilme isteğim sonucunda elinizde tutmuş olduğunuz bu kitap ortaya çıktı:

    İster aklın, ister kalbin algı kapısından girsin, sezgi dediğimiz bilgi, bir bütünün birden kavranması, bir bağlantının vasıtasız keşfedilmesi anlamındadır. Kalbe doğan sezgi, çok dar bir açıdan bakan ama çok iyi gören bir göze benzer.

    Aynı şeye iki ayrı yolla ulaşılabilen insan kalbi ve aklı, bu “şey” üzerinde iştiraktedir. Akıl keş-feden ve düğümleri çözebilen bir yetiyken, kalp gerek kendi bildiğine, gerekse aklın bildiğine bağlanma (iman etme) amacıyla hareket eder. Bu iki yetimiz dokuma tezgâhındaki mekikler gibi; biri bir yöne diğeri diğer yöne doğru çalışsalar da, sonuçta insan bilinci denen kumaşı dokurlar.”

    Bu eserde; psikoloji, mantık ve felsefe kavramlarından yola çıkarak, Kur’an ayetleri kılavuzlu-ğunda insanın, varlığa ve kendine bakışına ışık tutmaya çalıştık. Ve Gazzâli’den düşen yan-sımalarla aynamız sırlandı.

  • Beden Yazısı 2 by: Zeynep Sayın  12,00

    Yazınbilimci Zeynep Sayın’ın daha önce yayımlanan çalışmaların devamı niteliğindeki eser yazarın ağzından şöyle tanıtılıyor:

    Garip bir kesişme: Batı, kendi anlamlandırma dizgesini dönüştürürken, İslami Doğu’nun içindeki kırılma noktasının ona eklemlenebileceği alan. Ya da Doğu ile Batı diye sınırlandırılan bilgilerin her ikisinin de kendilerini kırdığı anın kesişmesi. Batı’ya ilişkin bir bilgi, meta-phora’ların çevrimlenmesini aşmaya çalışırken, Doğu’ya ilişkin bilginin varlıkla varolan arasında geçirgen bir uzam oluşturarak-müteşebbihleşerek-varlığın köktenci uzaklığına yakınlaşmaya ve Tanrının münezzehliğini tevil etmeyeiçkinleştirmeye- başlaması. Ben bu ara alanı tek bir sanatsal örnek üzerinde somutlamayı ve sorulabilecek diğer sorulara ve olası diğer açılımlara bu sanatsal örnek üzerinden uzanmayı ve onları düşünsel bir düzeyde tartışmayı yeğledim. Kısmen bunun nedeni, tartıştığım görsel metne öykünme gayretindendi: onun açtığı ara alana bu türden kavramsal bir çalışmada ancak ne yalnızca Batı’dan ne yalnızca Doğu’dan, aksine her ikisinden birden gelerek ve farklı alanları kesiştirerek sadık kalabileceğimi düşündüm.

    Onun için bu metin, ne yalnızca sanat tarihine ne de yalnızca İslam ya da Batı düşüncesine ilişkin bir metin. Eser 14 bölüm, görsel malzeme ve dizinden oluşuyor.

  • Bhagavad Gita by: Gandhi  16,00
    Şüpheler içinde kıvrandığım, hayal kırıklıklarını gögüslemek zorunda kaldığım ve ufukta hiçbir ışık göremediğim günler yaşadım. Böyle zamanlarda Bhagavad Gita’yı açtığımda, her zaman bana teselli veren bir beyit buldum. Ve üstüme çöreklenen acılara rağmen gülümsemeyi başardım.
    M.K. GANDHİ
    “Tanrı’nın Türküsü” anlamına gelen Bhagavad Gita, dünyadaki en eski kutsal kitaplardan biridir. Savaşçı Arcuna’nın ilah Krishna  ile  savaş meydanında yaptığı sohbetlerin hikâyesi, Hinduizm’in evrensel değer taşıyan felsefesini ve hikmetini içerir.
    Mahatma Gandhi, kendi yaptığı Bhagavad Gita tercümesi ve tefsirini, 1926 yılında dokuz ay boyunca sürdürdüğü manevi sohbetlerde, müritlerine aktarmıştır. Gandhi’nin Bhagavad Gita tercümesi ve tefsiri, XX. yüzyılda Hindistan’da, bu alanda verilmiş en önemli eser kabul edilir. Gandhi sade ve açık bir dille, sıradan insanların manevi yaşamını doğrudan ilgilendiren meselelere değinmektedir. “Nefssiz Amel” diye nitelendirdiği  ideali aydınlatmak için, olağanüstü tecrübelerinden ve iç dünyasında bitip tükenmek bilmeyen arayıştan bahseder. Gandhi’nin Gita’sı, dini ne olursa olsun bütün okuyucuları, Tanrı aşkına ve dünyaya karşılıksız hizmet etmeye davet ediyor.
    Diğer tefsirlere yönelik herhangi bir saygısızlık yapmak istemem. Onlar da değerlidirler. Yalnız, onların hiçbirinde tercümeleri yapanların, Gita’da buldukları anlamı kendi hayatlarına uyguladıklarına dair bir iddiaya rastlamadım. Halbuki, benim Gita’yı okuyuş şeklimde, çıkardığım anlamı kırk yıllık bir süre boyunca kesintisiz olarak kendi hayatıma uyguladığıma dair bir iddia yer almaktadır

     

  • Bilgi ve Hikmet by: Murat Çelik  9,00
    Enformasyon Toplumu’nun Belleği
    “Bilgiyi büyük ve ulu bil; seçkin kulu bu iki şey yüceltir”  Yusuf Has Hacib
    Batı dışındaki medeniyetlerin, özellikle de İslam Medeniyeti’nin enformasyon toplumunu nasıl anlaması gerektiği çok önemli. Post-modernite, yeni dünya düzeni, küreselleşme vesaire bir yığın kavram ile karşı karşıya bırakılarak yoğun bir düşünsel ve kültürel bombardımana maruz kalan gelişmekte olan toplumlar, enformasyon toplumu çerçevesindeki yeni oluşumu kayıtsız şartsız kabule zorlanıyorlar.
    ENFORMASYON TOPLUMU’NA SORGULAMACI VE AYDIN BİR YAKLAŞIM
    Bilgi ve Hikmet’te, enformasyon toplumunun zihinsel kökenlerine inilmeye çalışılıyor. Enformasyon Toplumu ve bu düşünce çerçevesinde ortaya çıkan toplumsal transformasyonda bilginin kullanım zihniyetinin nitelik ve nicelik bakımdan nasıl geliştiği ve söz konusu değişikliklere kaynaklık ettiği düşünülen ortamın beraberinde meydana gelen yeni gelişmelerin arka planınında nelerin yattığı irdeleniyor. Sanayi Toplumu’ndan Enformasyon Toplumu’na geçişin nasıl sağlandığına ve beraberinde ortaya çıkan bilginin sorgulanmasına ışık tutuluyor. Okuyucunun, gelişmeler karşısında onurlu bir duruş sergilemesi, bir süre durup olanları lokal ve evrensel düzlemde irdelemesinin mesajları veriliyor. Enformasyon toplumunun ne olduğu, kökenleri ve zihinsel altyapısı ile felsefi temeline iniliyor.
    Yeni Dünya Düzeni’nde Bilgi ve Toplum
    Günümüzde batı dışındaki medeniyetlerin sürekli kültürel tacize uğramasının adı yeni dünya düzeni veya enformasyon toplumu oldu. Demokratikleşme, teknolojinin nimetlerinden halkın faydalanması ve gelişmişlik gibi birtakım düşüncelerle toplumun/toplumların uyutulması günümüz toplumunun kaçınılmaz sonucu olarak kabul görmeye başladı. Bilgi ve Hikmet, enformasyon toplumuna batılı yeni dünya düzeni kurucularının baktığı gibi değil de, farklı bir perspektiften bakmak isteyenlerin ve önüne konan içi doldurulmuş bir takım yeni düşünceleri sorgulama yolunu tercih edenlerin rehberi niteliğinde. Tam da Büyük Ortadoğu Projesi’nin gündemde olduğu bir dönemde, batının, insanlığın ortak kültürüne yaptığı enformasyon toplumu olma yolunda attığı adımların ve batılı bakışın ne anlama geldiğini anlamada oldukça yararlı bir kaynak.
  • 5 üzerinden 4.50 oy aldı
    Doğal Yaşam ve Başkaldırı by: Henry David Thoreau  20,00
    Sivil İtaatsizlik Makalesi ve Walden Gölü
    Amerika’nın Aykırı Kahramanı Henry David Thoreau’nun Bireyci Yaşam Deneyiminin Öyküsü
    Amerika’nın kuruluşundan bu yana en çok tartışılan yazarlarından biri olan Henry David Thoreau (1817-1862)’nun başyapıtı Doğal Yaşam ve Başkaldırı (Walden), Amerikan Edebiyatının klasiklerindendir, ayrıca Amerika’nın en verimli entelektüel akımı olan transendantalizmi (aşkınlığı) en iyi ifade eden eserdir.
    28 yaşında şair-entelektüel bir Amerikalı, şehirdeki yaşantısını geride bırakıp doğup büyüdüğü kent olan Concord yakınındaki Walden Gölü kenarında bir kulübe yapar ve orada yaşamaya başlar. Doğanın tam ortasında, bütün yaşamsal ihtiyaçlarını bilek gücüyle çalışarak karşıladığı 2 yıl geçirir. Bu süre boyunca toplumsal hayatın dayatması nedeniyle maruz kaldığı birçok anlamsız eylem ve düşünceden arınarak yaşamın aslında ne kadar basit ve güzel olduğunu görür. “Gerçekten yaşamak” için kendisine kalan bol zamanda gelişmiş ruhunun eğilimlerinin peşinden gider: okur, tefekkür eder, gözlemler ve yazar.
    Henry David Thoreau’nun Amerika’da Walden  adıyla yayımlanan eseri, bir yazarın en verimli çağında, savunduğu idealleri yaşayarak kanıtlamasının bir ürünüdür. Kaknüs Yayınlarından çıkan Doğal Yaşam ve Başkaldırı, Thoreau’nun başyapıtı olan Walden‘ın yanısıra Sivil İtaatsizlik Üzerine makalesini de Türkçe çevirisiyle okuyucuya sunmaktadır. Thoreau’yu bu makaleyi yazmaya iten olan olay, 1846 Temmuz’unda Walden’da yaşarken meydana gelmiştir. Ayakkabılarını tamir ettirmek için köye getirdiğinde, vergisini ödemediği için tutuklanıp hapse atılmıştır.
    Bir gece hapiste kaldıktan sonra, bir akrabasının parayı ödemesiyle serbest kalır. Bu olay ona, savaş ve kölelik karşıtı yazılar arasında bir klasik niteliği taşıyan makalesiyle hükûmeti eleştirme fırsatı vermiştir. Sivil İtaatsizlik, Gandhi, Dr. Martin Luther King ve Vietnam savaşı karşıtı göstericilerin direnişlerinde çıkış noktası olarak kullanılmıştır.
  • Dost Görünen Düşman by: Celâleddîn-i Rûmî, Beydebâ, Herodot,  6,00

    Üç Bilgeden Hikâyeler

    Açık düşman, en basit düşman ve belki de en iyi düşmandır. Çünkü ona karşı tedbir almak ve ondan korunmak çok kolaydır.

    Dost görünen düşmanla ve bu düşmanın hileleriyle uğraşmak ise çok güçtür.

    Dost görünen her düşman, mutlaka insandaki merhamet duygusunu istismar eder. Böylelikle bir şahsı tepelemeyi, bir memleketin istilasını kolaylaştırmayı yahut vicdanları avlayarak beşeriyeti birbirine düşürmeyi gözetler.

    İnsanları bu yolda kurulan tuzaklardan korumak için yazılan üç hikâyeyi seçerek yüksek bir hissin, süflî maksatlar uğruna âlet edilmesinin neticelerini belirtmek istedim.

    Seçtiğim bu üç hikâye, dünyanın en mümtaz şahsiyetlerinden üçüne aittir.

    Birincisi; Tarihin babası sayılan Herodot’un tarihinden; ikincisi Beydebâ adıyla tanınan Hint filozofunun Kelile ve Dimne adlı eserinden; üçüncüsü ise Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevi’sinden aktarılmıştır.

    Her biri dost görünen düşmana ayrı bir rol vermiş ve ona bu rolü oynatarak dost görünen düşmanın ayrı bir cephesini aydınlatmıştır.

    Dost görünen düşmandan korunmak hususunda en üstün ihtiyacı duymakta haklı olan Türk milletinin okurlarına, üç büyük dâhinin adına bağlı üç hikâyeyi bir araya getiren bu küçük eseri sunuyorum.

  • Düşünceler by: Blaise Pascal  18,00

    Blaise Pascal, 17. yüzyılda yaşamış büyük düşünürlerden biridir. Bu büyük dâhinin en büyük keşfi, yirmili yaşlarında gerçekleşir. Bu keşif, Allah’a imanın, O’nu sevmenin, hayatını O’nun adına yaşamanın ve bu yolda vahyi rehber edinmenin vazgeçilmez önemi ve önceliğidir. Düşünceler, bu ünlü düşünürün kendini ve Rabbini tanıma yolunda bir Hristiyan duyarlılığı içinde yazdığı notları içeriyor. İnsanın acizliği, dünyanın faniliği, Allah’ın varlığı, ilahî sevgi, modern hayatın çelişkileri, filozofların tutarsızlığı, dinin müdafası, akla karşı kalbin önceliği… Dünyanın en çok okunan kitapları arasında yer alan bu düşünce klasiği titiz, anlaşılır ve en kapsamlı Türkçe çevirisiyle elinizde duruyor ve sizi anlamlı yolculuklara çağırıyor.

  • Düşünceler ve Sohbetler by: Epiktetos  9,00

    Yaklaşık M.S 50 senesinde Hierapolis’te dünyaya geldiği söylenen Epiktetos Roma’da, Neron’un azatlı kölesi Epaphroditos’un kölesiydi. Orada Stoacı filazof Musonius Rufus’un derslerine katıldı. Söylentiye göre çok sert bir efendisi vardı. Birgün Epiktetos’un bacağını kıskaçla burkarak kendince eğleniyordu. Zavallı Epiktetos “Efendim kıracaksınız” dedi. Nihayet bacağı kırılınca da “Söylemiştim, kırdınız” demekle yetindi.

    Epiktetos, azat edildikten sonra kendisini felsefeye adadı. Stoa felsefesi onunla kurumsal temellendirmelere yönelmeksizin, insana günlük yaşantının yasalarını bildiren bir ahlak felsefesi oldu.

    Epiktetos’un Nikopolis’teki öğrencilerinden Flavius Avrianus, derslerde tuttuğu notları düzenleyerek Düşünceler ve Sohbetler adlı kitabı yazdı.

    Bedeniyle köle, bilgeliğin bilinciyle hür, bir “bilgi sevici” olmaktan çok, “bilginin kendisi” olan Epiktetos, felsefeyi şu cümleyle özetler: “Felsefeyle uğraşıyorum, deme; kendimle uğraşıyorum, de.”

  • Feng Shui – Pusula İçimizde by: Esra Koyuncu  22,50

    Hayatta doğru yerinizi bulduğunuzda her şey kolaylaşır, güzelleşir, anlam kazanır… Ben de sizin gibi her gün içinde olduğum ortamları güzelleştirmeye, birlikte yaşadığım nesneleri anlamlı kılmaya, sevdiklerimle geçirdiğim zamanlardan, yerlerden keyif almaya çalışıyorum. Benim kendi tecrübelerimden yola çıktığım serüven birçok kişiye ilham verdi, hayatlarını değiştirdi. Herkes benim evimi soruyor, bir Feng Shui’cinin evi nasıldır diye merak ediyor. Benim evim gayet mütevazı, sade bir ev. Şimdiye kadar o kadar çok ev değiştirdim ki, acaba ondan mı Feng Shui’ci oldum diye soruyorum kendime. Bu evde mutluyuz, bize iyi geliyor. Bir eve girdiğinizde Feng Shui yapılıp yapılmadığını anlayamazsınız. Sadece içinde kendinizi iyi hissedersiniz ya da hissetmezsiniz. Bazen kişiler beni çağırdıklarında korkuyorlar, acaba evin altını üstüne mi getireceğim diye. Hiç de öyle değil. Bazı evlerde neredeyse hiçbir şey değiştirmek gerekmiyor. Ufak dokunuşlarla mucizeler yaratılıyor. Bazı evleri ise neredeyse yıkıp baştan yapmak gerekiyor.

    Şimdiye kadar belki 500’den fazla proje geçmiştir elimden. Artık insanlar sıfırdan, arsadan proje getirme bilincine eriştiler. Bu beni çok sevindiriyor. Yeryüzüne yaptığınız her kazı ve diktiğiniz her yapı, üzerindeki herkesi etkiliyor. Bu yüzden de doğru yeri seçmek, doğru binayı yapmak ve binanın çevresi  ile içini, enerjilerin akışına göre düzenlemek çok önemli. Binanın temelinde iyi niyet; ailenize, çalışanınıza, yatırımcınıza, kısacası insanoğluna verdiğiniz değer yatmalı.

    Esra Koyuncu