Öykü (14)
  • Ankebut by: Kâmil Yeşil  6,50

    1963 doğumlu Kâmil Yeşil, yüksek öğrenimini Erzurum Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı (1987). Deneme ve makaleleri İzlenim, Nehir, Panel, Bilgi ve Hikmet, İlim ve Sanat, Kitap Dergisi, Altınoluk gibi dergilerde; öyküleri ise Ayane, İkindiyazıları, Kayıtlar, Kardelen, Yeni Dergi, Yönelişler, Dergâh ve Hece dergisinde yayımlandı. Ankebut yazarın ilk eseridir.

    Hayatta iyi bir fotoğraf veremedim.

    …….

    Neredeyse tozutacağım. İntihar etsem… Biliyorum, hayat rövanşa sayacak bunu. Hayat dar bir elbise bana. Parçası yok bu elbisenin. Uzatacak, yama yapacak terzisi yok. Kolumu kaldırıversem birazcık, yırtılıverecek sanki. Kalakalacağım orta yerde. Ütüleyip saklamaya vaktim yok. Üryan kalmak var işin içinde. Titresem üstümü örten olmayacak. Kimseler tutmayacak elimden. Ölsem soğuk suyla yuyanım bile olmayacak.

    …….

    Yediğimde tat, okuduğumda anlam yok.

    Kelimeler ağzımdan çıkarken köpükleşip uçuyorlar sanki.

    Tınısı güzel, anlamı yoğun kelimelerin hepsi tarihin çöp sepetinde.

    Korkuyorum.

    Bunalıyorum.

    Bazen…

    Bırakıp gitmeli diyorum.

    Bırakıp gitmeli bu evden.

    Bir şilte sermeli çıkarıp menkıbelerden.

    Sonra içe çevirmeli antenleri. İçi dinlemeli.

    Kalpten ruha giden bir köprü atmalı zikirden. Maveraya uzanmalı.

    Zamanı taylamalı. Taylamalı mekanı da.

    Olmadı:

    Ağlamalı, ağlamalı, ağlamalı….

  • Asi Ruhlar by: Halil Cibran  7,00

    Cibran henüz 25 yaşındayken 1908 yılında New York’da yayınlanan dört öykülük bu kitap gelecekte Ermiş gibi bir başyapıt çıkaracak olan yazarın dünyaya bakışı, eserlerinde işlediği konular ve tarzını açığa vurmaktadır.

    Kitaptaki öykülerde Cibran, toplumdaki ikiyüzlülüğü şiddetle eleştirir, geleneksel toplumlarda kadının sokulmaya çalışıldığı dar kalıba karşı çıkar, devlet yönetiminin ahlaki temellerini sorgular, anavatanı Lübnan’daki atalardan yadigâr âdetleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne serer, Hıristiyanlığa gerçek bir aşkla gönül vermiş biri olarak Kilise’nin kendisine yönelttiği asılsız suçlamalara karşı çıkar.

    Kiliseyle ilgili olan özelliğinden dolayı muhafazakâr çevrelerde tepkiye yol açan kitabın yayınlandığı tarihte Mısır ve Suriye’de yasaklanması söz konusu olmuştur.

    Edebi açıdan değerlendirildiğinde, Arap dilinde yazılmış romantizm akımının ilk örneklerindendir. Öykülerde Cibran’ın başkaldıran ruhu ve metafizik eğilimi kendine özgü bilge anlatımıyla bütünleşmektedir.

  • Bozkırda Günyüzü by: Ömer Say  6,00

    “Kibirli yüzyılın kahve fallarına iliştirilmiş fincan bakışlı kadınlarından yol soran seferiler, yüzleri savuşturulmuş, korkak doyumsuz falcı bezirgânlara yazgılarını yaslamışlardı göçebe yapılara sığınarak. Oysa hiçbirinin gözlerindeki taze mezarlığın yağız cesetleri henüz soğumamıştı, kırılgan ayaklarına yapışmış günahlarını boyasalar da alacakaranlıklarda.”

    Kendi tarihselliği, imajları, imgeleri içinde bir uygarlığın öyküleri yazılabilir mi? Fiziksel unsur ve koşullarda alabildiğine soyutlamalara başvurarak; bir uygarlık, öyküde başköşeye oturtulabilir ve metnin asıl kahramanı kılınabilir mi? Ömer Say, edebiyattaki çileli yolculuğunda geldiği noktada bunun mümkün olabileceğini gösteriyor bize. Bozkırda Günyüzü, baştan sona bir uygarlık ağıtı… Okurun yüreğinde yankılanacak dokunaklı sesi, aslında biraz da kulak verdiği Ravi’lerin sesi…

  • Dost Görünen Düşman by: Celâleddîn-i Rûmî, Beydebâ, Herodot,  6,00

    Üç Bilgeden Hikâyeler

    Açık düşman, en basit düşman ve belki de en iyi düşmandır. Çünkü ona karşı tedbir almak ve ondan korunmak çok kolaydır.

    Dost görünen düşmanla ve bu düşmanın hileleriyle uğraşmak ise çok güçtür.

    Dost görünen her düşman, mutlaka insandaki merhamet duygusunu istismar eder. Böylelikle bir şahsı tepelemeyi, bir memleketin istilasını kolaylaştırmayı yahut vicdanları avlayarak beşeriyeti birbirine düşürmeyi gözetler.

    İnsanları bu yolda kurulan tuzaklardan korumak için yazılan üç hikâyeyi seçerek yüksek bir hissin, süflî maksatlar uğruna âlet edilmesinin neticelerini belirtmek istedim.

    Seçtiğim bu üç hikâye, dünyanın en mümtaz şahsiyetlerinden üçüne aittir.

    Birincisi; Tarihin babası sayılan Herodot’un tarihinden; ikincisi Beydebâ adıyla tanınan Hint filozofunun Kelile ve Dimne adlı eserinden; üçüncüsü ise Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevi’sinden aktarılmıştır.

    Her biri dost görünen düşmana ayrı bir rol vermiş ve ona bu rolü oynatarak dost görünen düşmanın ayrı bir cephesini aydınlatmıştır.

    Dost görünen düşmandan korunmak hususunda en üstün ihtiyacı duymakta haklı olan Türk milletinin okurlarına, üç büyük dâhinin adına bağlı üç hikâyeyi bir araya getiren bu küçük eseri sunuyorum.

  • İçimizdeki Şeytan by: Lev Nikolayeviç Tolstoy  18,00

    Tolstoy, bu eserde hakikati bilmek ve mutlu olmak için bilim ve teknolojinin sağladığı imkanların olmazsa olmaz şeyler olmadığını, hayatı anlamak için gözlerimizi hayatın kendisine çevirmemiz gerektiğini anlatır. Bu kitap, Tolstoy’u bize yansıtan aynacıklardan ve yüreğinden çektiği damlacıklardan oluşmaktadır. Kitapta yer alan 27 hikayenin farklı farklı kahramanları olsa da aslında onlar Tolstoy’dan başkası değiller. Yaşadığını yazan bir yazardır, Tolstoy. Hikayelerine ağlayışı bundandır. Eserde kimi zaman kunduracı, kimi zaman bir hükümdar olarak karşımıza çıkan Tolstoy, Tanrı’yı bulma sevdasına düşüp O’nu anlatmaya çalışan karakterler çizer. İçimizdeki Şeytan, insanları dalmış oldukları tarihî uykularından uyandırma amacı güdüyor.

  • Kale by: Antoine de Saint-exupéry  12,00

    Eleştirmenler Fransız yazar ve pilot, Antoine de Saint-Exupery’i (1900-1944), yaşamlarında eyleme ayrıcalıklı bir yer veren, yapıtlarını yaşamlarıyla besleyen yazarlar arasında anarlar. Küçük Prens’le tanınan Saint-Exupéry’nin Kale’de ve öteki yapıtlarında sık sık yinelediği ana tema, her insanın “kendinde kendinden daha değerli” daha “büyük” bir şey taşıdığıdır. Her gerçek insan da bu aynı zamanda kendinden “içeri” ve kendinden “öte” olana yönelir, varlığını ona adar, ona hizmet etmek için yaşar. Hiç kuşkusuz,  günümüzün alabildiğine bencilleşmiş, her şeye bireycilik açısından bakar olmuş insanları için benimsenmesi zor bir düşüncedir bu, ama Saint-Exupéry bu konuda ödün vermeye yanaşmaz: “Uygarlık insanlardan istenene dayanır, onlara sağlanana değil…”

    57 kısa deneme yazısından oluşan, yazarın bitiremeden öldüğü bu kitap, ilk defa 1948’de şu anki biçimiyle yayınlanmıştır. Kale’nin birçok bölümünün dilsel kusursuzluğu ve düşünsel derinliği karşısında hayranlıktan donup kalırız; kimi öyküleri her okuyuşumuzda gözyaşlarımızı tutamayız.

  • Köpekler Akşamı by: Bülent Ata  8,00

    Çocuklarınız dinî konularda bir kaçak gibi yaşıyorsa ve siz üzülüyorsanız, üzülmenin hakkını verin. Kızgınlığın, öfkenin sopası olmayın. Başkalarından utandığınız için onların da dindar bir insan gibi gözükmesini istemeyin. Onlara kalbinizde olmayanı veremezsiniz. Kalbinizde olansa sizden ona her bakışta, her susuşta akar. Yağmur bir gece yağdığında oturup dinleyin sesini. Evlatlar yağmura benzer. Onları bir kaba koymaya çalışmayın. Toprak olun.

    Kızgındım onlara ve onların beğendiği çocukların, insanların, davranışların tümünden kaçmak, uzak durmak istiyordum. Babamın gittiği camiye gitmek istemiyordum. Onların bana vereceği bir şeyi almak istemiyordum. Onlara hak veriyordum çünkü. Onları seviyordum. Onlar haklıydılar bana kızmakta, beni cezalandırmakta, benim olamadığım şeyleri bana göstermekte… Onların beni cezalandırmasına izin veriyor ve havadaki o gerilimin devam etmesi için, çilemi çekmek için gayret ediyordum. Hakikaten kötü bir adam olmalıydım ki, ailem haklı olsun… Bu yüzden bilmemeliydiler benim hakkımdaki hiçbir şeyi. Onların bağrına basamadığı çocuğu paketleyip gömdüm ve bir başka kişi oldum. Ta ki o güne kadar.

  • Marzubanname – Acem Hikayeleri by: Marzuban Bin Rüstem  9,00

     

    Taberistan’da X. Yüzyılda hüküm süren Bavend sülalesi hükümdarlarından olan Marzuban bin Rüstem’in Taberistan’ın halk diliyle kaleme aldığı bu eser Doğu Hikayeciliğinin klasik metinlerindendir. Eser, hükümdar ile veziri arasında çıkan bir tartışma sonucu nakledilen on hikayeden oluşur. Kelile ve Dimne ile Binbir Gece Masalları tarzındaki eserin kahramanları daha çok hayvanlardan oluştuğu için fabl olarak nitelendirilebilir. Hikayelerin özü sosyal, siyasi ve ahlaki tavsiyelere bağlanmıştır. İnsan yaşantısındaki temel zaafları ve faziletleri işleyen bu hikayeler güncelliğini halen korumaktadır.

    14. yüzyılda Sadrettin Şeyhoğlu tarafından Türkçe’ye çevrilen Marzubannme, okuyucuyu düşünmeye ve özeleştiriye yönelterek onda hoş bir tat bırakır.

  • Oyuna Geldik by: Halil Gülel  10,00

    Ressam ve şaiir, 1955 yılında Denizli’nin Çal ilçesinde doğdu. Küçükken çocuk felçine yakalandı. 1995 yılından bu yana belden aşağısı tutmamaktadır ve hayatını tekerlekli sandelye üzerinde sürdürmektedir. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinin Yüksek Resim Bölümünden 1980’de mezun oldu. Yapmış olduğu resimler üzerine Mezun olunca aynı yıl Almanya Kunst Akademisinden aldığı davetle  ailesinin de  yaşadığı Almanyaya yerleşti.  1982’de Düsseldorf  Kunst Akademisinden yüksek lisans diploması aldı.

    1982 yılından itibaren Düsseldorf’ta Öğretmenliklik Yapıyor. Alman öğrencilerine resim, Türk öğrencilerine’de Türkçe öğretiyor. Bir çok kişisel sergi açıp, karma sergilere katıldı. Mistik ve lirik konuları işleyen, (hece ölçüsüyle) şiirler yazmaktadır. Şiir, hikâye ve araştırma yazıları Türkiye, Azerbaycan, Almanya ve Hollanda’da dergi ve gazetelerde yayımlandı.

  • Siyabesta by: Ahmet Sait Akçay  5,50

    Doğu yöresini orada yaşayanların gözünden bize aktaran Ahmet Sait Akçay, son derece politik bir dönemi dillendirmesine karşın, öykünün estetik duyarlılığını gözardı etmeden, yüzyılın son çeyreğinde yaşanan kaosu her öyküsünde farklı bir ses ve bakış açısıyla ele alıyor. Doğu bireylerinin yaşanmışlıklarını, kaderci yaklaşımlarını, daha da önemlisi mağduriyetlerini gerek bireysel gerekse toplumsal düzlemlerde çarpıcı bir şekilde yansıtan dramatik öyküler… Öykülerin her biri ayrı bir tanıklığı gözler önüne seriyor. Kaybolan evlatlar, yakılan köyler, göçe maruz kalan aileler ve sanrılı analar… Politik söylemin çok dışında sterilize edilmiş gerçeklikler, anlıklaştırmalar… İçeriden bir sesin yansıttığı sinemetografik öyküler… Ahmet Sait Akçay, bu ilk kitabıyla evrensel olguların vazgeçilmez anlatıcısı olduğunu kanıtladığı gibi, bir öykü damarının da üzerinde duruyor.