Hikaye (11)
  • Arap Geceleri by: Ömer Avcı, Amine Gülşah Coşkun,  13,00

    Bin Bir Gece Masalları Seçkisi

    Gündelik hayatın gerçekliğinden ve tekdüzeliğinden efsunkâr bir dünyaya açılan bir kapıdır Bin bir gece Masalları. “Alaaddin’in Sihirli Lambası”, “Ali Baba ve Kırk Haramiler” gibi epeyce tanınanlarının yanı sıra pek çoğumuzun daha önce duymadığı masalları da içeren “Arap Geceleri” seçkisi, unutulmaya yüz tutmuş çocukluk çağının o kendine has sadeliği ve hayalperestliğinden, hafızalarımızda üzeri küllerle örtülmüş tatlardan bir kaçını daha gün yüzüne çıkarıyor. Sıra dışılığa, gerçeküstülüğe, büyüye, gizeme ve daha nice masalsı unsura karşı duyulan susamışlığı bir nebze de olsa gideriyor. Bütün bunların yanında şifahi geleneğe yaslı geçmiş ile yazılı kültüre bağlı şimdiyi mukayese imkanını (satır aralarında da olsa) bizlere sunuyor. Her satırında buram buram duygusallık ile kışkırtıcı merakın kol kola gezdiği bu eser, düşünsel yoğunluğa kısa bir mola vermek isteyenler için ideal… Hatta masallara birer mitoloji gözüyle bakıp anlambilimsel sonuçlar çıkarma çabasında olanları da memnun ederek zihinlerde hoş bir tat bırakır.

  • Bir Bâb-ı Âlî Kahvesi by: Serkan Özburun  9,00

    Alaturka Öyküler

    Bazen bir toplumun hafızası, bir kahvehanenin saçı sakalı birbirine karışmış, bir şahsiyetinde uyur. Ve o uyandığında, kimileyin kahvesinden bir yudum alıp alaturkalığa dair öyküler anlatır. Zamanının bayramlarından, hamam sefalarından, sobabaşı sohbetlerinden dem vurur.

    Tarihi Kişiliklerin İlginç Özellikleri

    Tarih hiçbir zaman yalnızca zaferci imparatorların yevmiye defteri olmadığı gibi, dil de sadece filologların kuşattığı bir sesler toplamı değildir. Bu yüzdendir ki bu kitap, Kanuni’yi yengilerinden çok mezarına koyulmasını vasiyet ettiği çekmecesiyle, Sultan I. Ahmed’i ibrikçiliği yönüyle ele alırken; diğer yandan, dilimize yerleşmiş kimi sözcük öbeklerini tarihsel kurgusu içinde hikayelendirme yoluna gidiyor.

    Deyimlerin ve Sözlerin Hikayesi

    Bu kitapta Dingo’nun Ahırı’ndan bir at alıp tramvaya koşmak istediğinizde, Kırk Yıllık Kani’nin bir Rum güzeline aşkı sizi ve yüreğinizi çarpacak. Sarı Çizmeli Memmed Ağa bu harman mevsimi yine borçlarını ödemeye gelmediğinde, gelecek yılki harman mevsimini bekleyeceksiniz.

     “Bir Bâb-ı Âlî Kahvesi”, kulağa çalınan elli öyküden oluşmakta ve sizleri bu kahveye buyur edip kırk yıllık bir hatır yaşamaya davet etmektedir.

  • Hayatı Sorgulamak by: Lev Nikolayeviç Tolstoy  7,00

    Tolstoy denince birçoklarının aklına Savaş ve Barış ile Anna Karanina romanları gelir. Oysa Tolstoy aynı zamanda ciltler dolusu kısa hikaye de yazmıştır. Bu kitapta ünlü yazarın 1857-1903 yılları arasında kaleme aldığı dört öyküsünü okuyacaksınız, yazarlık dehasının habercisi ilk dönem öyküleri ile ustalığını perçinleyen birinci sınıf klasiklerini bir arada sindirme şansını yakalayacaksınız.

    Tolstoy okuyucuları, yazarın 1895’te kaleme aldığı Efendi ile Uşak’ı en güzel hikayesi olarak kabul eder. Rusya’daki aristokrasi ile koylu sınıfı arasındaki çatışmayı çok iyi yansıtan bu hikayede Tolstoy, hikayenin iki ana karakterinin zihnine ve kişiliğine nüfuz ederek komünizm öncesi Rusya’sındaki sosyal sınıfları, yaşam biçimleri ve kültürleriyle apaçık sergiler.

    Zengin bir toprak sahibi ve tüccar olan Vasili Andrevich Brekhunov ile zavallı bir işçi olan Nikita’nın öyküsü, destansı bir hikayenin tüm özelliklerini taşır, iki adam, küçük bir at, bir kızak ve insanoğlunun dizginlenemeyen hırsı, doğanın muazzam kudretiyle bütünleşir. Hikayenin bu dış yüzünün yanında, toprak sahibiyle zavallı itaatkar uşağı arasındaki ilişkiyi irdeleyen bir de iç yüzü vardır, insanoğlunun birbirine zıt iki uç noktasında bulunan, güç sarhoşu efendi ile kaderini efendisine bağlayan irade yoksunu uşak, kontrolden çıkarak kendi kendilerini felakete sürüklerler.

    Bu hikayeyi okurken karakterlerin yüzünü kamçılayan rüzgarı kendi yüzünüzde hissedecek, uçsuz bucaksız vahşi doğanın iliklere işleyen soğuğunu duyacak, uşak Nikita’yla beraber karlara bata çıka yürüyüp kayacaksınız. Efendi ile uşağın gittikçe artarı ümitsizliğini, içinde bulundukları tehlike büyüdükçe siz de hissedeceksiniz.

    Tolstoy’un bütün hikayeleri, sıkıştırılmış romanlar gibidir. Bu anlamda iki önemli sahneye ve kelimelerden çok eylemlere dayanan Balodan Sonra (1903), Tolstoy’un tek gerçek hikayesidir denilebilir.

    Hassas ruhlu genç erkek kahraman, cinsellikle ve asker dünyasıyla ilk defa karşılaşmasında, baba figürü ve onun fiziksel zalimliği vasıtasıyla kendi edip kompleksiyle yüzleşir. işkence eğilimlisi bir şövalye ruhuyla karşı karşıya kalan genç adamın öyküsünde, kahramanın bir kadına ulaşabilmesinin mutluluğunun ardından, işkence gören bir erkek bedeni karşısında düştüğü dehşet dile getirilir.

    Tolstoy, bu kitapta ilk defa Türkçe’ye çevrilen hikayelerinden Prens D. Nehlyudov’un Günlüğü’nde (1857) burjuva mantalitesinin karşısına yerleştirdiği sanatın büyüsünü, Albert’te (1858) bütün canlılığıyla ortaya koyduğu sanatçı kişiliği ve “öteki”ni anlama sınavıyla ilişkilendirerek, bir kez daha insan ruhuna daha derinden nüfuz etmemizi sağlıyor.

    Sınıf farklılıklarını hem bu kadar kısa ve öz hem de bu kadar iyi yansıtan, biz insanların birbirimizi nasıl gördüğümüzü, birbirimize karşı hangi kelimeleri kullandığımızı ve hangilerini kullanmamayı tercih etliğimizi Tolstoy kadar iyi aktaran bir yazara rastlamak çok zor…

    Tolstoy okuyarak geçireceğiniz saatler asla boşa geçmiş olmayacaktır.

  • Hazin Bir Evliliğin Romanı by: Lev Nikolayeviç Tolstoy  6,00

    Dünya edebiyatının önde gelen ismi Tostoy’un özgün kaleminden çıkan roman, bir evliliğin hikâyesini konu etmiş. Tolstoy romanda; 19.yüzyılın aile ev evlilik ilişkilerini gözler önüne sermiş. Böylece, Rus toplumunun ve genelde 19. yüzyılda hızla gelişen ve değişen dengeler karşısında toplumların nasıl bir aile ilişkisi oluşturduğunu vurguluyor.

    Rivayet olunur ki Nessos, bir gün Herakles’in karısı Deianeira’yı kaçırıp ona tecavüze yeltendiğinde Herakles’in zehirli okuna hedef olur. Nessos ölürken Herakles’ten öcünü alabilmek için kanlı gömleğini Deianeira’ya verir. Bu gömleği kocasına giydirdiği takdirde onun aşkını sonsuzcasına kazanacağını söyler.

    Bir tören esnasında Nessos’un kanlı gömleğini giyen Herakles acıdan kıvranmaya başlar. Bedenine yapışmış olan bu gömleği derisi soyulmak pahasına çıkarmaya çalışsa da bunu başaramaz. Sonunda, dağlardan kökleriyle söküp çıkardığı devasa çamları meydana yığar ve büyük bir ateş yakar. Ve kendini alevler içine atarak hayatına son verir. Tolstoy için olduğu gibi birçoklarımız için de evlilik, Nessos’un kanlı gömleği… Kandırmacayla üzerimize giydirilen ve ancak yalazlarla çıkarılabilen bir gömlek…

  • İçimizdeki Şeytan by: Lev Nikolayeviç Tolstoy  18,00

    Tolstoy, bu eserde hakikati bilmek ve mutlu olmak için bilim ve teknolojinin sağladığı imkanların olmazsa olmaz şeyler olmadığını, hayatı anlamak için gözlerimizi hayatın kendisine çevirmemiz gerektiğini anlatır. Bu kitap, Tolstoy’u bize yansıtan aynacıklardan ve yüreğinden çektiği damlacıklardan oluşmaktadır. Kitapta yer alan 27 hikayenin farklı farklı kahramanları olsa da aslında onlar Tolstoy’dan başkası değiller. Yaşadığını yazan bir yazardır, Tolstoy. Hikayelerine ağlayışı bundandır. Eserde kimi zaman kunduracı, kimi zaman bir hükümdar olarak karşımıza çıkan Tolstoy, Tanrı’yı bulma sevdasına düşüp O’nu anlatmaya çalışan karakterler çizer. İçimizdeki Şeytan, insanları dalmış oldukları tarihî uykularından uyandırma amacı güdüyor.

  • Mantıku’t- Tayr – Kuşların Diliyle by: Feridü’d-din Attar  20,00

    Feridü’d-dîn Attâr, bir şair ve mutasavvıf olarak gerek Fars edebiyatında gerekse klâsik Türk edebiyatında birçok şair üzerinde derin izler bırakmış, önemli bir şahsiyettir. O’nun en tanınmış kitabı olan Mantıku’t-Tayr ise hem içerdiği hikâyelerle hem de bu hikâyelerin arka plânındaki tasavvufî düşüncelerle geniş bir okuyucu kitlesi kazanmış ve çok geniş bir coğrafyada zevkle okunmuş bir Şark Klasiğidir.

    Kuşlar ülkesinin bütün kuşları, Kafdağı’nın ardındaki padişahları efsanevi kuş olan Simurg’u bulmak için zorlu ve zahmetli bir yolculuğa çıkarlar. İsteği ve azmi yeterli olmayanlar ve dünyevi şeylere takılanlar birer birer yolda kalır.

    Kafdağı’na ulaşanları ise, hepsi birbirinden çetin yedi vadi bekler: İstek, Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayret ve Yokluk Vadileri. Uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından yedi vadiyi de aşabilen otuz kuşu ise Simurg yerine başka bir sürpriz bekler.

    Kıssadan hisse kapma konusunda maharet sahibi olanlar için Attâr’ın sembolik ve efsanevî bazı kuşlarla ilgili olarak anlattığı hikâyelerde çok büyük dersler vardır.

    Feridüddin-i Attar’ın bu eseri, yazılışının üzerinden geçen yedi yüz yıla rağmen eskimeyen, her devirde, yalnız bizde değil, Arap, Fars ve Urdu edebiyatlarında da taze ilgilerin odağı haline gelen bir klasiktir.

    Mantıku’t-Tayr, İslâm düşünce ve edebiyat birikiminin özünü teşkil eden “hikmet” odağı etrafında genişleyen halkalar şeklinde tasavvuf, ahlâk, adalet, insana saygı, “hakikat”in bilgisini elde etme temaları ile örülmüş, Yaratıcı’ya ulaşma macerasının kuşlar sembolizasyonu ile özlü bir biçimde anlatımıdır.

  • Marzubanname – Acem Hikayeleri by: Marzuban Bin Rüstem  9,00

     

    Taberistan’da X. Yüzyılda hüküm süren Bavend sülalesi hükümdarlarından olan Marzuban bin Rüstem’in Taberistan’ın halk diliyle kaleme aldığı bu eser Doğu Hikayeciliğinin klasik metinlerindendir. Eser, hükümdar ile veziri arasında çıkan bir tartışma sonucu nakledilen on hikayeden oluşur. Kelile ve Dimne ile Binbir Gece Masalları tarzındaki eserin kahramanları daha çok hayvanlardan oluştuğu için fabl olarak nitelendirilebilir. Hikayelerin özü sosyal, siyasi ve ahlaki tavsiyelere bağlanmıştır. İnsan yaşantısındaki temel zaafları ve faziletleri işleyen bu hikayeler güncelliğini halen korumaktadır.

    14. yüzyılda Sadrettin Şeyhoğlu tarafından Türkçe’ye çevrilen Marzubannme, okuyucuyu düşünmeye ve özeleştiriye yönelterek onda hoş bir tat bırakır.

  • Ölüm Manifestosu by: Lev Nikolayeviç Tolstoy  7,00

    Bu kitap Tolstoy’un (1828/1910) ölümü anlamaya çalıştığı, hayatla ölüm arasında varolduğu farz edilen büyük uçurumu kapattığı üç öyküsünden oluşuyor:

    “Ivan İlyiç’in Ölümü”, “Üç Ölüm” ve “Polikuşka” “İvan İlyiç’in Ölümü”nde sıradan arzuları, mutlu sayılabilecek sıradan bir hayatı, sıradan sorunları ve hırsları olan bir adamın nedeni bulunamayan bir hastalıktan ölümü ve bu ölümün yaşama devam edenler üzerindeki yankısı anlatılır. “Üç Ölüm”de, ölümün kendini nasıl hatırlattığını ve doğada gözlemlenebilen her hareketlilikte kendini nasıl hissettirdiğini anlatır Tolstoy. “Polişka” ise ölüm karşısında bütün insanların eşit olduğunu vurgular.

  • Pakistan Hindistan Öykü Seçkisi by: Halil Toker  13,00

    Pakistan ve Hindistan 1947’ye kadar tek bir ülkenin ortak parçalarıydı. Bu nedenle iki ülkede de konuşulan ortak diller, paylaşılan ortak kültür unsurları vardır. Kitaptaki öyküler de yüzlerce dil ve lehçenin konuşulduğu bölgenin iki tarafında konuşulan ortak kültür dillerinden en yaygın ve köklülerinden biri durumundaki Urdu dilinden yapılmış seçkileri içermektedir. “Urdu,” kelimenin etimolojisinden anlaşılacağı üzere Türkçedeki “ordu” kelimesinin telaffuz farkıyla kullanımıdır ve Urdu dili, Gaznelilerin Hindistan fetihleriyle alt kıtaya gelen ordudaki askerlerle yerli halkın ve dillerinin karışımı sonucu ortaya çıkmıştır.

    1947 Güney Asya’nın İngiliz egemenliğinden kurtulduğu yıldır. Bu tarihte İngiliz Hindistan’ının vücudundan Hindistan ve Pakistan adında iki ayrı devlet doğmuştur. Bu sancılı ani doğuş, arkasında yoğun göçler, terk edilmiş şehirler, kasabalar, köyler, evler, korkunç katliamlar ve bölünmüş ailelerin bulunduğu bir kaos ortamı bırakmıştır. Bu karmaşa ve kargaşa ortamı, yazının her alanında olduğu gibi öykülerde de kısa sürede kendini göstermiş ve o günlerde yaşanan acılar tüm cepheleriyle öykülere yansımıştır.

     

  • Siyabesta by: Ahmet Sait Akçay  5,50

    Doğu yöresini orada yaşayanların gözünden bize aktaran Ahmet Sait Akçay, son derece politik bir dönemi dillendirmesine karşın, öykünün estetik duyarlılığını gözardı etmeden, yüzyılın son çeyreğinde yaşanan kaosu her öyküsünde farklı bir ses ve bakış açısıyla ele alıyor. Doğu bireylerinin yaşanmışlıklarını, kaderci yaklaşımlarını, daha da önemlisi mağduriyetlerini gerek bireysel gerekse toplumsal düzlemlerde çarpıcı bir şekilde yansıtan dramatik öyküler… Öykülerin her biri ayrı bir tanıklığı gözler önüne seriyor. Kaybolan evlatlar, yakılan köyler, göçe maruz kalan aileler ve sanrılı analar… Politik söylemin çok dışında sterilize edilmiş gerçeklikler, anlıklaştırmalar… İçeriden bir sesin yansıttığı sinemetografik öyküler… Ahmet Sait Akçay, bu ilk kitabıyla evrensel olguların vazgeçilmez anlatıcısı olduğunu kanıtladığı gibi, bir öykü damarının da üzerinde duruyor.