Biyografi (7)
  • Cahit Zarifoğlu: Yürek Safında Bir Şair by: Alim Kahraman  17,00

    Türk şiirinde büyük bir mizaç olarak beliren Cahit Zarifoğlu’nun şiiri her farklı bakışa yeni perspektifler sunacak zenginlik ve derinlikte olduğunu ortaya koydu. Yaşadığı dönemde, yaratıcı kişiliğinin şiire getirdiği sürprizler, farklı edebiyat anlayışlarım ortak bir dikkat noktasında buluşturucu etkiler uyandırmıştı. Ölümünün ardından geçen on altı yıl, Zarifoğlu şiirinin tazeliğini koruduğunu, yeniliğinin sadece dönemsel bir dil tadı farkından kaynaklanmadığını gösterdi. Edebiyattaki yeri daha güçlü temellerle sağlamlaştı. Öyle ki, şiir değerlendirmelerinde artık bir ölçü olacağından hareketle, adına şiir ödülü konuldu.

    Cahit Zarifoğlu / Yürek Safında Bir Şair kitabı, bu ödül girişimiyle ödevli olanların mütevazı çabasıyla ve yazı sahiplerinin özverili ilgileriyle ortaya çıktı. Bütüncül bir yaklaşımla Cahit Zarifoğlu’nun sanatçı kimliğine ve şiiri başta olmak üzere ardında bıraktığı yapıtlarına eğilmeyi amaçladı.

    Bir “Sunuş”la başlayan kitap dokuz bölümden oluşuyor.

    Şairin Hayatı; Zamandizin

    Şiirler ve Çeviriler / Talat Sait Halman-Hayat ve İzlenimler / Rasim Özdenören -Eserler ve Yankılar II Şiir: İlhan Berk; Selim İleri; Nursel Duruel; Kamil Eşfak Berki; Turan Koç; Alim Kahraman;Yılmaz Taşçıoğlu; Mehmet Can Doğan; İhsan Deniz; Ömer Erdem; Levent Dalar – Bir Roman Tasarısından Bölümler: Cahit Zarifoğlu-Mektuplar: Cahit Zarifoğlu’nun asker olarak bulunduğu Sarıkamış ve Kıbrıs’tan Nazif Gürdoğan’a yazdığı mektuplar -Anıların Işığında: Alaeddin Özdenören; Nazif Gürdoğan; Kemal Kahraman; Seyfettin Ünlü – Eserler ve Yankılar II / Düzyazının İzinde: M. Fatih Andı; Ömer Say; M.Ruhi Şirin; Mehmet Maraşlıoğlu; İlhan Kutluer; A. Haydar Haksal; Hasan Akay  – Yazılanlar ve Yansıyan / Zamandizin: (Haz.: Rıdvan Çınar) – Cahit Zarifoğlu’nun Dergi ve Gazetelerde Yayınlanan Şiirleri; Hikayeler; Hakkında Yazılanlardan Seçmeler

    Bu kitabın şairi anmak için iyi bir vesile olacağını düşünüyor; onun eserini aydınlatma yolunda yeni görüşler geliştirecek kuşaklara katkılar sağlayacağını umuyoruz.

  • Dostoyevski by: Orhan Düz  17,00

    Orhan Düz’ün yayına hazırladığı bu kitap Dostoyevski’nin ölümsüz eserlerinin meydana geldiği ortamı ve entellektüel dünyada uyandırdığı yankıları gözler önüne seren başarılı bir denemedir.

    Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Dostoyevski’nin yaşamı, “Çocukluğu”, “Yazı Hayatına Girişi”, “İkinci Evliliği” gibi alt başlıklar altında sistematik ama aynı zamanda sürükleyici bir üslupla aktarılıyor.

    İkinci Bölümde Dosteyevski’nin Eserlerinden Seçilmiş Sözler, Dosteyevski’nin el yazıları ve karakalem örnekleri okuyucuya sunuluyor.

    Dostoyevski hakkında yazılmış makaleleri içeren Üçüncü Bölümde ise Freud’un “Dosteyevski ve Baba Katilliği”, Tolstoy’un “Şuurdaki Küçücük Değişiklikler Raskolnikov’u Suç İşlemesine Nasıl Sebep Oldu” gibi, entellektüel tarihin tanınmış isimlerinin bu ünlü yazarın eserlerindeki temaları incelediği 12 makale yer alıyor.

    Dostoyevski’yi derinlemesine anlamak isteyenler için benzersiz bir rehber…

  • Muhammed Ali – En Büyük Benim Hayat Hikayem by: Richard Durham  28,00

    Tarihte hiçbir boksör dünyanın dikkatini senin kadar üzerinde toplamadı. Daha önce boksu aklından bile geçirmemiş, hatta herhangi bir spora bile ilgi duymamış insanların ilgi odağı oldun.

    Yeni nesil Muhammed Ali’yi 1996 Olimpiyatları’nda Parkinson hastalığı nedeniyle elleri titreyerek yaktığı Olimpiyat Meşalesi’yle tanıdı. Oysa 1960’larda ve 1970’lerde Ali; ırkçılık, politika, din ve boks arenalarında Amerika ve bütün dünyada zihinlere damgasını vurmuş büyük bir şahsiyettir.

    Boks kariyerinde zirveye tırmanan genç Cassius Clay, Müslüman olur ve Muhammed Ali adıyla “Beyaz Amerikalıların” antipatisini toplar. Üstelik hızla gelişen siyah Müslüman Amerikalı bilinciyle Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu unvanının elinden alınması ve hapis cezasına çarptırılması pahasına Vietnam Savaşı’na katılmayı reddeder. Böylece bir yandan Amerika’nın büyük bir kesiminin nefret ve düşmanlığına maruz kalırken öte yandan da siyasi arenada genç siyah Amerikalılar ve liberaller arasında bir kahraman hâline gelir.

    Her zaman doğru olduğuna inandığı şeyi yapan cesur bir siyah Müslüman boksörün hikâyesini kendi ağzından anlatan tek kitap!

  • Ömer Seyfettin / İslamcı, Milliyetçi ve Modernist Bir Yazar by: Necati Mert  20,00

    Tozlu Kalmış Satır Aralarına Tutulan Bir Işık…

    Ömer Seyfettin hakkında bugüne kadar çok şey dile getirildi ama bu eserle birlikte anlaşılıyor ki geçmişte bazı noktalar tozlu kalmış ya da onun hakkındaki ana kaynaklara yeterince inilememiş. Onun İslamcılığından tutun da Milliyetçiliğine, Modernizminden dil ihtilalciliğine kadar günümüze dek çok şey yazıldı, çizildi.

    Ömer Seyfettin’in Çizgisi Ömer Seyfettin yazmaya başladığından itibaren hep aynı çizgiyi mi sürdürdü yoksa zamanının şartlarından kalemi de etkilendi mi? Siyasal, toplumsal ve kültürel referansları nelerdi? Bu düşüncelerinde hep sabit kaldı mı? Yazmaya hangi dönemde başladı? Peki bir hikayeci olarak bilinen Ömer Seyfettin’in yayınlanan ilk eseri hikaye miydi? Hayal kırıklıkları, yapmak istedikleri nelerdi?  Bu ve benzeri sorulara cevap bulabileceğiniz, asıl kaynaklara inilerek yapılmış bir Ömer Seyfettin tahliliyle karşı karşıyayız…

    Dil İhtilalcisi Bir Asker İttihat ve Terakki hareketinin öncülerinden olan Ömer Seyfettin, Meşrutiyet’in ilanına yakın bir zamanda “Hüsün ve Şiir” dergisinden Ali Canip’e mektup yazarak dil ihtilali yapma konusunda çağrıda bulunur. Ömer Seyfettin’in bu çağrıları büyük yankı uyandırır. Ali Canip ve Ziya Gökalp’in de yer aldığı İttihat ve Terakki’nin dergisi olan “Genç Kalemler”in içerik değiştirmesine vesile oldu. Yeni edebiyata beşiklik eden Ömer Seyfettin halkın konuşma dilini esas aldı, sözcüklerin kökenine bakmadı ve toplumla birebir uyuşan bir dil kullandı.

    Cephede Esir Düşen Milli Bir Savaşçı

    Asıl mesleği olan askerlikten istifa eden Ömer Seyfettin’in sivil olarak yürüttüğü yazarlık hayatı uzun sürmez ve Balkan Savaşı’nın patlak vermesiyle yeniden orduya çağrılır. Yunanlılara karşı Yanya’da mücadele eden Ömer Seyfettin, 20 Ocak 1913’te Karlıtepe’de 21 askerle birlikte esir düşer.  28 Kasım 1913’te esaret hayatının bitmesiyle İstanbul’a döner.

    Tüm Fikirleri Buluşturan Bir Halk Adamı

    Bir dindar, Türkçü, Batılı, laik, efendi, esnaf, çiftçi, yahut bir subay, çocuk, erkek, kadın, veya liberal, sağcı, solcu, muhafazakar ve bir milliyetçinin aradığını bulduğu Ömer Seyfettin’e devlet hep mesafeli durdu. Fakat o, her zaman çok okunan yazar oldu ve hâlâ da okunmaya devam ediyor.

    Ömer Seyfettin’in dil, siyaset, toplum, eğitim ve Türklük üzerine bir kimlik tahlili ve hayat hikayesi tarzında ele alınan eser, Ömer Seyfettin hakkındaki tüm merakınızı giderecek tarzda güçlü bir yapıyla okuyucunun beğenisine sunuluyor.

  • Sosyal Düşünce Tarihimizde Şinasi by: Bedri Mermutlu  25,00

    İlk Tamamlanmış Türk Aydını

    Bir aydın düşünün. Gençliğinde güçlü bir Doğu-İslam kültürü almış, Arapça ve Farsça biliyor, Osmanlı-Türk edebiyat ve kültürünü en geniş çapta tanıyor. Sonra Paris’e gidiyor ve Oryantalistlerin arasına katılıyor. Batıcılığı benimsiyor, medeniyeti Avrupa’ya ait bir seviye ve ulaşılması gereken bir ideal olarak kabul ediyor. Ticaret ve üretimde Batı’yla rekabet yerine işbirliği yapılmasını öneriyor. Voltaire’in “deist” din anlayışını benimseyip ibadeti Tanrı’yı düşünmekten ibaret sayıyor. “Halkın menfaatleri”ne ve “kanun”a çok önem veriyor, ama Batılı değerleri henüz elde etmemiş bir halkın temsili meclisindense, Batılı değerlere inanmış bir mutlak yönetimi tercih ediyor. Kendini bir “maarif dellalı” olarak tanıtıyor ve okulu Batı bilgi ve kültürüne açılan çağdaş bir kapı olarak görüyor. Çağdaş bireyi ancak çağdaş bir şehir hayatının doğurabileceği düşüncesinden hareketle bireyi şehrin açık ve rahat havasında özgürleştirmeye çalışıyor. Geleneksel “mahalle” hayatını şiddetle hicvediyor. “Yeni medeniyet aklın eseridir, özgürlük akılla başlar” diyerek Aydınlanma düşüncesinin tezlerini benimsiyor.

    19.yy: Batı’nın Osmanlı’ya Akını

    İşte bütün bu düşüncelerin tek vücutta buluştuğu şahsiyettir Şinasi. Temsil ettiği kültür dünyası, getirdiği öneriler, kullandığı yöntemler ve gazetesiyle Şinasi, bizdeki ilk aydın portresini çizmektedir.

    Şinasi sahip olduğu Doğu-İslam kültürünü Batı değerlerinin içine yedirmesini başarabilmiş ender bir kişiliktir. Şinasi’nin kültürü tek parça bir Batı kültürüdür. Doğu-İslam kültürü, bir katkı unsuru olarak onun Batı değerli kültürünü zenginleştirmek ve güçlendirmek görevi görür. Bu tutarlılığıyla, çok hızlı bir şekilde Batılılaşmış bir düşünce evreni inşa edebilmiştir. Öte yandan, Osmanlı İmparatorluğu için bir dönüm noktası olan 19. yüzyılda Osmanlı’nın Batı’ya akını durmuş, Batı’nın Osmanlı’ya akını başlamıştır. Sadece askeri cephelerde değil; kurumlar, değerler, kısaca bütün hayatı teslim alan bir akındır bu.

    Devrinin En Anlayışlı Adamı

    İşte Şinasi gibi bir aydın, 19. yy. gibi bir dönemde yaşayınca, yaptıkları da edebiyat alanında bir çığır olarak algılanmıştır. Garbı anlayan tek münevverdir o, devrinin en anlayışlı adamıdır. Batı medeniyetini sadece görünüşüyle değil, ruhuyla anlamış ve bugünkü kültürümüzün temel taşlarını atmıştır. Tanpınar’ın deyimiyle “yeni bir dünya içinde kendimizi bulmayı borçlu olduğumuz zeka”dır o. Birçok aydının yaptığı gibi sadece toplumu çözümlemekle yetinmemiştir Şinasi, toplumunu değiştirmeye yönelen bir hareketin adamı olmuştur. İşte bu nedenle Şinasi’nin düşüncesi etraflıca incelenmeyi hak etmektedir.

  • Tolstoy by: Orhan Düz  18,00

    Maxim Gorki, Tolstoy için “bir insanlık örneği” demişti. Çağının ve ülkesinin en tantanalı, en şaşaalı ismi bundan güzel tanımlanamaz doğrusu. Herkes onda kendini bulabilir. Nefes kesici bir roman gibi okunabilecek, renkli ve uzun hayatı, sürekli değişen karelerden oluşmaktadır: Duyuları çok keskin bir çocuk, dünyevi zevklerin kucağında bir delikanlı, malikane sahibi bir zengin, cengaver bir savaşçı, önce mutlu bir eş sonra evinden defalarca kaçan bunalımlı bir baba, tüm kurumsal yapılara karşı çıkan bir anarşist, aforoz edilmiş bir dindar, Tanrıyı arayan bir münzevi, tüm varlığını yoksullara dağıtan bir mal mülk düşmanı, kendini insanlığın kurtuluşuna adamış bir bilge. Onun bizlerden farkı belki de nesnelerin ardındakini anlama ve ruhun derinliklerinde olup bitenlere daha keskin gözlerle bakabilme cesareti gösterip, ömrü boyunca da bunun acısını çekmiş olmasıdır.

    Bu kitap 19. Yüzyılın yetiştirdiği ölümsüz devlerin sonuncusunun, uçsuz bucaksız dünyasına yapılacak bir yolculuk için bir kılavuzdur. Kitabın birinci bölümünde yazarın hayatı, gizli kalmış yanlarıyla birlikte zengin fotoğraf arşivi eşliğinde sunulmaktadır. İkinci bölümde, eşsiz dehasının ürünleri olan eserleri hakkında aydınlatıcı/ufuk açıcı makaleler yer almaktadır. Son bölümde ise, zikredilen eserlerinden seçilmiş, hayatın karanlık noktalarına tutulabilecek bir fener niteliğindeki bilgece sözleri bulunmaktadır.

  • Üsküdarlı Fenâyi Cennet Mehmet Efendi ve Dîvânı by: Abdullah Aydın  15,00

    Milâdî 1574 yılında dünyaya geldiği sanılan Cennet Mehmed Efendi, Tophaneli Kâtip Çelebi’nin oğludur. Fenâyî Cennet Mehmet Efendi, 17. yüzyılda Üsküdar’daki Celveti Dergâhı’nda Aziz Mahmud Hüdâyî tarafından yetiştirilmiş mutasavvıf bir şairdir. Asıl mesleği olan kâtiplik mesleğinden ayrılarak kardeşi Ahmet Çelebi vasıtasıyla Aziz Mahmud Hüdâyî’ye intisap etti. Hüdâyî’den sonra 3. Halife olarak Üsküdar Celveti Dergâhı’nda şeyhlik makamına geçti. Dîvân, Tecelliyât, Talikât, Bihiştiyâ fi’l-Ma’arif al-İlâhiyâ adlı eserlerin sahibi olan Fenâyî, dinî-tasavvufî Dîvân edebiyatımızda “Fenâyî” mahlasıyla şiirler yazdı.