Tasavvuf (11)
  • “Benim Kalbim Temiz” diyenler için by: Birol Özger  6,00

    İnsan duyduklarına ve kafasındakilere göre kendi dinini yaratırsa kurallarını da kendi koyabiliyor. Böyle olunca ibadetlerin bir önemi kalmıyor, kulluk vazifeleri de rafa kaldırılabiliyor. Allah ise insanın yaratılma nedenlerinden en önemlisinin kulluk vazifelerini yerine getirmek olduğunu söylüyor. Aslında bu tarz söylemleri olan insanları izlediğimizde birkaç nedenden dolayı kulluk vazifelerini yapmadıklarını görüyoruz. Bu nedenlerin içinde en önemlisi Allah’ı ve O’nun istediklerini yeteri derecede kavrayamıyorlar. Bazıları doğduklarından itibaren yanlış bilgileniyor ama kendileri de doğruyu bulmak adına bir çaba sarf etmiyorlar. Bazılarını samimi de bulmuyorum,ikiyüzlü olabiliyorlar. ibadetlere başlamanın hayatlarındaki bütün düzeni bozacağını düşünerek buna hiç yanaşmayanlar olduğu gibi, dine karşı yapılan tebliğin etkisinde kalanlar da oluyor. Bazıları olayın ibadet kısmının sadece Araplar’a gönderildiğini ve sırf o dönemin şartlarına uygun olduğunu düşünüyorlar. iyi insan olmanın ve kalp temizliğinin Allah katında yeteceğini düşünen insanların sayısı bir hayli fazla. Biz burada Allah adına hüküm koyacak değiliz, ama ortada Allah’ın gönderdiği bir kitap var ve o Kitap’ta ibadetler anlatılmış, bunların yapılması ise şart koşulmuştur.

  • Aşk ile Hu by: Münire Daniş  9,00

    Aşk ile Hû, (M.S) 700’lü yıllarda Basra’da yaşamış olan, tasavvufun ilk bilgelerinden Rabiatü’l Adeviye’nin biyografisini hikâye etmektedir. Her insan ilahi aşkın muhatabıdır, ama farkında olamayabilir. Aşıktır ama kime aşık olduğunu bilmez. Rabiatü’l Adeviye’nin menkıbesi işte bu sırrı aydınlatıyor.

    Tasavvuf öğretisi, “Allah sizin sûretlerinize değil kalplerinize bakar” ayeti doğrultusunda kadın bilgelere de velilik mertebesine giden yolu açmıştır. Veliler arasında “ikinci Meryem” namıyla zikredilen Rabiatü’l Adeviye,

    1. insani kemalatın
    2. saf Allah aşkının zirvesini temsil etmesiyle eşsiz bir hatıra bırakmıştır.

    Rabiatü’l Adeviye; kulun iradesi, teslimiyeti, samimiyeti; hakikat, marifet, fakr gibi meseleler etrafında yaptığı yorumlarla ilahi aşk bahsine zengin boyutlar kazandırmış, Yaratıcı’ya duyulan muhabbeti sözleri ve amelleriyle temsil etmiştir.

    “O’nu sevmeye layık görülmeyi” ilahi aşkın kaynağı olarak zikreden Rabiatül Adeviye’nin, “Eğer sana cehennem korkusuyla ibadet edersem, beni cehennemde yak. Eğer sana cennet ümidiyle ibadet edersem, beni cennetine koyma” sözleri, Yaratıcı’ya duyduğu muhabbetin ve teslimiyetin mükemmelliğinin ifadesi olmuştur.

    Münire Daniş’in şiirsel bir üslupla edebiyata aktardığı Rabiatü’l Adeviye biyografisi, hayatın madde planında aktığına inanılan ve aşkın daha ziyade beşeri anlamıyla tanındığı günümüzde; insanın ruhi boyutuna ve aşkın nihai hedefine dikkatleri çekmeyi istiyor. Aşk ile Hû, Rabbini aşk ile keşfetmek (bilmek)ve kulluğunu aşk ile kemâle taşımak isteyen herkes için bir ilham kaynağı aynı zamanda.

  • Dervişler Arasında İki Hafta by: Carl Vett  15,00
    Danimarkalı Parapsikoloğun 1925 Yılında İstanbul’daki Kelâmî Dergahı’nda Başından Geçen Son Derece İlginç Olaylar
    Bir Dergahta Derviş Olarak Kalan İlk Gayrimüslim
    Carl Vett, bir dergahta bir süre kalmasına izin verilen ilk gayrimüslimdir. 1925 yılında tekke ve zaviyeler kapatılmadan önce Carl Vett’in İstanbul Mevlevî, Rıfaî, Bedevî ve Nakşî tekkelerinde yaptığı incelemeleri ve tuttuğu notları günümüz için çok önemli bilgiler içermekte. Kaleme alınan bu hatırat Anadolu’daki tasavvufî hayatın son dönemlerde aldığı şekli görmek açısından önemli bir kaynak özelliği taşıyor.
    Dönemin Üst Düzey Sûfileri Arasında Geçen Anılar
    Dönemin Sûfileri arasında üst düzey yöneticiler, üniversite profesörleri, yüksek rütbeli askeri subaylar ve zengin tüccarlar vardı. Hatıratta adı geçen bazı alimler Menemen olaylarıyla ilgileri oldukları gerekçesiyle daha sonra idam edildiler. Bunlar arasında Şeyh Esad Efendi ve oğlu Mehmet Ali Efendi de Bulunmaktadır.
    Tarihe Mal Olmuş Bir Döneme Tutulan Işık
    Carl Vett’in çoğu zaman isimlerini belirtmediği Türk İslam tasavvuf geleneğinin o dönemde yaşamış önemli şahsiyetlerinin birçoğu ve yer isimleri Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu’nun bu çevirisinde tespit edilip kitaba dahil edildi. Ekler bölümünde başta Şeyh Esad Efendi ve oğlu Mehmet Ali Efendi’ninkiler olmak üzere bu tasavvuf büyüklerinin kısa özgeçmişlerine yer verildi.
  • İbn Arabi’nin Füsus’undaki Anahtar Kavramlar by: Toshihiko Izutsu  21,00

    İslam, Uzakdoğu ve Batı düşünce sistemleri konusunda araştırmalar yapan Japon Keio Üniversitesi, Kanada McGill Üniversitesi öğretim görevlisi ve Tahran İmparatorluk Felsefe Akademisi üyesi Toshihiko Izutsu’nun (1914-1993) 2 ciltlik abidevî eserinin bu ilk cildinde İbn Arabî’nin Fususu’l-Hikem’indeki temel anahtar-kavramlar semantik bir incelemeye tâbi tutularak Üstad’ın Ontoloji’si ve buna bağlı olarak da “Dünya Görüşü”nün temelleri ve çerçevesi ortaya konmaktadır.

    İbn Arabî’ye tahsis edilen bu ciltte yer alan başlıklardan bir kısmı şunlar: Rüya ve gerçek, Metafizik hayret, İlahî isimler, İlahî tecellî, A’yân-ı sâbite, Alem-i sagîr (Mikrokosmos) olan insan; Resûl, nebî ve velî.

    İlahî senaryoyu keşfedip anlamak demek olan hikmet’in, yine bir hikmet aşığı tarafından ortaya çıkarılan bir vechesidir, bu kitapta yer alanlar. Uzakdoğu ve İslam felsefesiyle ilgilenenler için her an el altında bulundurulması gereken bir kitap…

  • İnsân-ı Kâmil by: Doç. Dr. İsa Çelik  11,00

    “Hoşça bak zatına kim, zübde-i âlemsin sen
    Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen”
    Şeyh Gâlib

    Genelde İslâm düşüncesinde, özelde ise tasavvuf felsefesinde insanın konumu ve çeşitli yönleriyle incelenmesi büyük bir ehemmiyet arzeder. Zira Allah Teâlâ ile kulları arasındaki irtibatın sağlanması, Peygamberler ve onların varisleri aracılığıyla gerçekleşmiştir. Tasavvufi düşüncede üzerinde en çok durulan konulardan biri, belki de en önemlisi kanaatimize göre varlığın yaratılış sebebi ve gaye varlık olarak nitelendirilen insân-ı kâmil mevzuudur.

    Bu çalışmada mutasavvıfların eserlerinden, geleneksel ve çağdaş literatürden istifade ederek, öncelikle kavramsal çerçeveyi oluşturan insan ve kemâl kavramları, insân-ı kâmil kavramı ve diğer inanç sistemlerinde insân-ı kâmil ile ilgili kavramların anlam alanları tahlil edilmiştir.

    Ayrıca çalışmamızın temelini oluşturan tasavvufi bir kavram olarak insân-ı kâmil, insân-ı kâmil ile ilgili temel kavramlardan olan tenezzülât-ı seb’a, etvâr-ı seb’a, Hakîkat-i Muhammediyye, kâmil tabiat ve Hakîkat-i Muhammediyye, kâmil tabiat ve insân-ı kâmil, a’yân-ı sâbite, kelime, kutub, halifetullah, hâtemü’l-evliyâ, insân-ı kâmil-Allah münasebeti, insân-ı kâmil-Kur’ân-toplum ve kâinat münasebeti gibi çeşitli konular incelenmiştir. Değerlendirme ve sonuç kısmında ise, çalışmada elde edilen bazı önemli tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir.

  • İslamiyetin Geliştirdiği Tasavvuf by: Ömer Rıza Doğrul  12,00
    İslâm tasavvufunun tarih boyunca gösterdiği en mühim gelişmeler ve yetiştirdiği en büyük şahsiyetler
    “Tasavvuf hakikatleri almak ve yaratılmışların elinde her ne varsa ümidi kesmektir…”
    Meşhur müelliflerimizden Ömer Rıza Doğrul’un “İslâm tasavvufunun tarih boyunca gösterdiği en mühim gelişmeler ve yetiştirdiği en büyük şahsiyetler”ini konu aldığı kitabında, Hz. Peygamber’den başlayarak İslam tarihi boyunca farklı zamanlarda ortaya çıkan tasavvufî doktrinleri ve bu hareketin öncülerini anlatmıştır. Ayrıca farklı bir bakış açısıyla ele alınan tasavvufî öğretilerin Hint, İran, Kabala ve Hıristiyan mistisizmiyle de yeryer karşılaştırmalar yapmaktadır.
    Eser; İslâm tasavvufunun menşei, Hazreti Peygamberin ruh hayatı, ashabın zühd ve takva eksenindeki hayatlarından misaller, tasavvufî terimler ve izahları, tarikatların ortaya çıkışı ve sûfîliğe dâir bir çok bilgi… Tasavvuf yolunun büyük şahsiyetleri (Hasan-ı Basrî, Rabiatü’l Adeviyye, Hallac-ı Mansur, Gazalî, Sühreverdî ve İbn Arabî) tarafından bizzat hâl yoluyla tecrübe edilen nefis mertebeleri… Gazali’ye göre tasavvufun tarifi; fukaha ile mutasavvıfların arasındaki savaş; Muhyiddin bin Arabî ve Vahdet-i vücud; tarikatlar (Kadirîlik, Rifaîlik, Sühreverdîlik, Şâzeliyye, Yeseviyye, Bedevîlik, Mevlevîlik) hakkında vazgeçilmez bir kaynak. Okuyucunun didaktik bilgi sahibi olacağı ve akıcı bir üslupla yazılmış kitaptan tadımlık bir parça:
    “Tasavvuf, insanın yaşattığı ve geliştirdiği ruh hayatı diye tarif olunabilir. Çünkü insanın tasavvufa başvurmakla başarmak istediği iş, nefsle savaşarak onu dizginlemek, nefsi tasfiye etmek ve temizlemek sayesinde his perdelerini kaldırmak, her türlü karışıklıktan ve bozukluktan kurtarmak, kendini ihtirasın esiri olmaktan korumak, elhasıl insanın Tanrısı ile kendisi arasındaki bağlantıyı bozan bütün maddî alâkaları kırmaktır. Daha ötesi de vardır. O da: Bütün bu cihanı derinden derine düşünerek kavramak; düşüne düşüne cihanı yaratanla karşılaşmak; bu karşılaşma ve teması, beşer nefsaniyetini öldürmek yoluyla sağlayarak Allah’ın zatında beka bulmayı kazanmak; bu sayede en yüksek hakikatle birleşmek ve bu birleşme sayesinde artık şek ve şüphenin yol bulamayacağı surette, Hak ile Hak olmaktır.”

     

  • Maneviyat Yolcusunun El Kitabı by: Şeyh Ahmet El-Alavî  35,00

    El- Mevâddul- Gaysiyye Şuayb Ebû Medyen’in Hikem-i Gavsiyye Şerhi

    Bu kitap istisnai bir eserdir. Çünkü tasavvuf geleneğinin çok önemli iki ismini bir araya getirmektedir. Bunlardan ilki, Ibn Arabi’nin de yoğun olarak etkilendiğini ve feyz aldığını defalarca söylediği, Kuzey Afrika ve özellikle de Mağrib sûfiliği içinde kilit bir konumu olan Şuayb Ebu Medyen el-Gavs, diğeri ise Martin Lings’in “Yirminci Yüzyılda Bir Veli” olarak tanımladığı Ahmed el-Alavî’dir. Ebû Medyen’in yüzyıllar öncesinden kalan ve seyrü süluk hâlleri üzerine dile getirdiği hikmetli sözlerini, Şeyh el-Alâvî büyük bir vukufiyetle açıklamış, ortaya tam bir başucu kitabı çıkmıştır.
    Tevhid ve marifet neşvesinin her satırında gözlenebildiği bu kitapta, hâller, makamlar, âdab, tevhidî hakikatlerin katmanları ve sırları gibi birçok temel tasavvufi mesele ele alınmaktadır. Hâlihazırda Mağrib bölgesinde birçok tasavvufi çevrede bir ders kitabı gibi okunan bu eser, hakikatin ve hikmetin sarsıcı bir soluğu gibidir âdeta.
  • Sergüzeşt / Aşka ve Âşıklara Dair by: Lâlizade Abdülbaki  8,00

    Melami Büyükleri

    Tahir Hafizalioğlu’nun yayına hazırladığı bu eser, Lâlizade Abdülbaki Efendi’nin, “Sergüzeşt” adını vererek yazdığı bir kitap olup, Göynük’te medfun Ömer Sikkiyni yani Bıçakçı Dede’den gelen meşhur melamiler hakkında bilgiler taşımaktadır.

    Melamiler hakkında bilinenler genellikle tatmin edici olmaktan uzak, yetersiz bilgilerdir. Melamiler kendileri ve yolları hakkında bilgi vermekte ketum davrandıklarından bu hususta yazılı kaynaklar da çok sınırlı kalmıştır.

    Melamiler, iyiliği dışına vurmayan ve kötülüğü içinde gizlemeyen, tanınmak, bilinmek ve farkedilmek istemeyen kimselerdir. Kılık ve kıyafetlerinden, davranışlarından ve sözlerinden manevi halleri asla anlaşılmaz. Riyadan kaçınmayı ahlakın en önemli şartı sayar ve bunu hakkıyla uygulamaya çalışırlar. Bundan dolayı gösterişten pek fazla korkarlar. Bununla beraber hayırlı işlere, farz ve nafile ibadetlere sımsıkı yapışmaktan asla geri kalmazlar.

    Bu kitabın yazılılış sebebi, Melamilik hakkındaki yaygın yanlış kanaatleri düzeltmek amacı güdüldüğü belirtilmiş, bu arada Hak Yolu’na girenlerin öncelikle dikkat edecekleri hususlar anlatılmış, Allah’ın yer yüzündeki halifesi ve Peygamber Efendimizin tam varisi olarak alemde tasarruf eden zamanın kutupları da tanıtılmıştır. Kitabın arkasına bir de sözlük eklenmiştir.

  • Tercüman’ül Eşvak / Arzuların Tercümanı by: Muhyiddin İbn’ül Arabî  6,50

    İbn Arabî’nin tamamı şiirden oluşan iki kitabından birisidir. Çoğunu gazellerin oluşturduğu 61 şiir (582 beyit) ihtiva eder. Bunlar, üstadın 1202-1214 yılları arasında Mekke’de yazmaya başlayıp Mekke’de bitirdiği, günümüz platonik ve sembolik şiirlerine benzer, ilâhî aşk temalı şiirlerdir. Bu şiirlerin ilham kaynağı, İbn Arabî’nin Mekke’de hadis ve kelam dersleri aldığı hocasının kızı olan Nizam Ayn es-Şems’tir. İbn Arabî, mısralarında  bu ilim sahibi, güzel ve manevi yönü kuvvetli genç kıza olan duygularını ifade etmiştir.

    İbn Arabî’nin diğer şiir kitabı olan dîvânı, 10.450 beyitten oluşmuştur. Ayrıca Fütuhat-ı Mekkiyye’de yer alan kendisine ait beyit sayısı 3313 olarak saptanmıştır. Bu durumda İbn Arabî’nin bütün şiirleri 14.345 beyit kadardır. Bunlar içinde Tercümanü’l Eşvak’taki gazellerin, yukarıda belirttiğimiz gibi özel bir yeri bulunmaktadır.

  • Varlık Mertebeleri by: Abdülkerim Cîlî  5,50

    İslam düşünce tarihinde varlığın/hakikatin nazarî olarak idrak edilmesinde ve yorumlanmasında bir bütünlüğe ulaşmak için çok büyük gayretler ortaya konmuştur. Bu bütünlüğe ulaşma çabalarında hukemanın, mütekellimînin ve mutasavvıfanın (özellikle vahdet-i vücud ehlinin) kabul ettiği varlık tasnifleri Gayb Mertebeleri, Berzah Mertebeleri, Halk Mertebeleri olmak üzere üç ana çizgiyi temsil etmektedir.

    Varlığın mertebeler halinde tasnifi ise bu üç ekol içerisinde mutasavvıfanın yoludur. Onlar mütekellimînin kadim-hadis, hukemanın vacib-mümkin temel ayrımından farklı olarak varlığı yukarıdan aşağıya zuhur eden bir silsile (meratib) şeklinde tasnif etmişlerdir. Böylece tasavvufla ilgilenenler, vahdet-i vücud anlayışına dayalı olarak varlığı bu şekilde tasnif etmekle bir anlamda her iki ekolü de (mütekellimîn-hukema) birleştiren ve tatmin eden daha üst bir nazarî çerçeve ortaya koymuşlardır: Kendisine işaret edilemeyecek kadar soyutlanmış bir zât’tan (bir anlamda metafizik bir ilkeden) başlayarak âlemi yaratan, her şeye var oluşunda istihkakını veren, peygamberler gönderen böylece isim ve sıfatları zahir olup bu zuhuru insan-ı kâmilde kemale eren en yüce varlık’ın (Cenab-ı Hak) tenezzülü söz konusu olmaktadır.

    Abdülkerim Cîlî’nin bu eseri, varlığı mertebelendirerek zuhur edişini ele alan ilk müstakil eser olma özelliğini taşımaktadır. Cîlî bu eserinde vahdet-i vücud ekolüne bağlı olarak varlığı, onun tecellilerini mertebelendirerek açıklamaktadır. Bu eser Abdülkerim Cîlî’nin mezkur eserinin Abdülaziz Mecdi Tolun tarafından yapılmış tercümesidir.