|
|
|
 | ALTIN
ORDU VE KAZAN HANLARI Yazarı: Rizaeddin
Fahreddin Sayfa:
224 Ebat
: 13.5X21 ISBN
: 975-6698-61-6 Kaknüs/Tarih |
ALTIN
ORDU VE KAZAN HANLARI Altın
Ordu, göçebe bir toplumdan, kültür ve medeniyetin nasıl
inkişaf ettirilebileceğinin
en büyük örneklerinden birisidir. Altın Ordu Devleti’nin
liderlik sanatının
inceliklerini öğrenmek için de, onun büyük hanlarının
icraatlarının bilinmesi
zaruridir. Altın Ordu’yu önemli kılan hüküm sürdükleri
sınırlanıl genişliği ve
yıkılmasından sonra ortaya çıkan hanlıklardır. Altın Ordu,
Türk ulusundaki devlet
kurma kültünün en büyük abidelerinden biridir. Altın
Ordu’nun İhtişamını Öğrenmek
için başkent Saray şehrini ziyaret eden Arap seyyah ve
yazarların eserlerindeki
hayranlık ifade eden pasajları okumak yeterlidir. Kazan
Hanlığı ise
Altın Ordu’nun varisidir. Bu eser, ünlü Tatar tarihçisi ve
düşünür Rizaeddin Fahreddin’in,
başmuharrirliğini yapmış olduğu “Şura” adlı dergide, “Altın
Ordu ve Kazan
Hanlığının Büyük Hanları” başlıklı bir dizi halinde kaleme
aldığı makaleleri 1996
yılında Ravil Amirhan tarafından kitap haline getirilmiştir.
Amirhan önsözünde
şöyle diyor: “Her hükümdarın tarihte oynamış olduğu roller
vardır. Bununla
birlikte bazıları başrol oynar.” İşte bu eserde, tarihte
başrol oynayan Batu,
Berke, Özbek, Canibek, Toktamış, Uluğ Muhammed Han, Ahmed
Han ile Nogay,
Mamay ve Edigey Mirzalar kaleme
alınmıştır. |
  | Avrasya
Fatihi TATARLAR Yazarı:
İlyas
Kamalov Sayfa
: 400
Ebat
: 13.8
x 21 cm ISBN
: 978-975-256-107-6
Barkod
: 9789752561076
Fiyat
: 16,00
YTL. Kaknüs / Tarih |
Avrasya
Fatihi TATARLAR Sovyetler
Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte Türkiye’de Türk Dünyası
ile ilgili çalışmaların sayısı artmıştır.
Bununla birlikte Rusya Federasyonu içindeki Türk
toplulukları ile ilgili
yayınlanan kitapların
sayısı yeterli değildir. Nitekim, düne kadar Rusya
Federasyonu içindeki en büyük
Türk topluluğu Tatarlar ile ilgili de Türkiye’de
muhtelif
bir çalışma yoktu. İşte İlyas Kamalov’un
Kazan’ın 1000. yılının anısına hazırladığı Avrasya Fatihi
Tatarlar adlı kitabın, bu
boşluğu kısmen de olsa dolduracağını
ümit ediyoruz. Rusya
Federasyonu’na bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti
Kazan, 2005 yılında 1000.
yılını kutladı. Rusya Federasyonu’nun ilk Devlet Başkanı
Boris Yeltsin,
2005 yılında Kazan’ın
1000. yılının kutlamalarının yapılması için bütün
hazırlıklara başlanmasına dair kararname
çıkartmıştı. Bu kararname ile Rusya Federasyonu,
Kazan’ın Moskova’dan daha
yaşlı olduğunu resmen tanımıştır. Yeltsin’in kararnamesi,
iktidarı devrettiği Vladimir Putin
döneminde de geçerliliğini
korumuş ve şehrin 1000. yılı muhteşem bir şekilde
kutlanmıştır. Kazan,
İdil Bulgar Devleti zamanında bir kale fonksiyonu görürken,
Altın Orda döneminde
önemli bir ticaret merkezi haline gelerek Kazan Hanlığı’nın
başkenti olmuştur. Medeniyetlerin,
dinlerin ve kültürlerin kesiştiği Tataristan’ın başkentinin
tarihî geçmişi bugün
de kendisinden söz ettirmektedir. Nitekim Avrupa ile Asya
sınırları arasında
yer alan ve
Batı ile Doğu kültürlerinin sentezini yaşatmaya devam
ettiren bugünkü Kazan, Rusya Federasyonu’nun
ekonomi, kültür ve bilim açısından en
büyük şehirlerinden biridir. Kazan, çok
çeşitli dinlere mensup birçok farklı milletten insanın bir
arada yaşadığı bir şehirdir. Bu
durum bütün Tataristan için
geçerlidir. Tatarların ataları olan İdil-Bulgarları
İslamiyet’i resmen
kabul eden ilk Türk devleti unvanına sahiptir. Orta Asya ve
bugünkü Rusya’da İslamiyet’in
yayılmasına önayak olan Tatarların kimliklerini ve
kültürlerini koruyabilmelerinin en
önemli sebeplerinden biri de dindir. Kültürel bağlamda da
Tatarların
Türk dünyasına ve
genel olarak dünya medeniyetine yaptıkları katkılar
büyüktür. Çarlık döneminde bütün Türk
halklarına Tatar denmesi de Tatarların
Rusya’daki Türklerin önderliğini yaptıklarını göstermektedir.
Müslümanlar ile Hristiyanların ve diğer dinlere mensup
olanların yan yana yaşadığı
Tataristan bugün de Rusya Federasyonu içindeki diğer
cumhuriyetlere önderlik yapmaktadır.
Bu bağlamda Tataristan, kendi içinde küçük bir
Avrasyacılığı beslemektedir. Kamalov’un
kendi makaleleri ile Rusça ve Tatarca’dan çevirdiği
makalelerden oluşan bu
çalışmasında İdil-Bulgar Devleti, Altın
Orda ve Kazan Hanlığı olmak üzere Tatarların tarih
boyunca kurdukları devletler, Tataristan’ın bugünkü durumu,
Tatarlar’da İslamiyet’in yayılması,
Rusların
Tatarları Hristiyanlaştıma çabaları, Tatar kültür ve sanatı
ile Tatar aydınları
gibi konulara yer
verilmiştir. |
  | AKDENİZ’DEN
HİNDİSTAN’A TÜRK-İRAN
ESİNTİLERİ Yazarı: Robert
L. Canfield Çeviri:
Ömer Avc Sayfa:
328 Ebat
: 13.8x21cm ISBN
: 975-6698-76-4 Kaknüs/Tarih |
AKDENİZ’DEN
HİNDİSTAN’A TÜRK-İRAN
ESİNTİLERİ Bu
kitap, yüzyıllar boyunca genişleyip gelişen ve erken modern
dönemde üzerindeki
Avrupa etkisiyle solmaya yüz tutan; ancak son zamanlarda
İç Asya’nın
çağdaş Müslümanlarının ilham almak ve ilgi alanlarını ifade
etmek için geri
döndükleri kendine özgü bir kültürün tarihteki gelişimi
hakkındadır. Kitap, her
biri kendi alanında yetkin akademisyenler tarafından 1985’te
Santa Fe, New Mexico’da
Amerikan Araştırma Okulu’nda “Kültürel bir Alan Olarak Orta
Asya” üzerine
yapılan ileri düzeyde bir seminerde sunulan makalelerden
oluşuyor. Türk-İran
kültürünün tarihi bir araştırmasını sunan bu makaleler
seçkisinden oluşan
kitap, kökeni İslâmiyet öncesi döneme dayanan Pers
İmparatorluğu’nun kuruluşundan
günümüze kadar bölgede yaşanan önemli gelişmelerin bir
kronolojisi
niteliğinde. Arap
fetihlerinden önceki Pers geleneği, Türk göçlerinin Orta
Asya’da etkileri, İran
edebiyatı ve eğitim geleneği, orta ve modern çağlar boyunca
hüküm süren düşünce
ve inanç sistemleri, Avrupa’nın Türk-İran dünyasıyla
karşılaşması gibi meseleler
kitapta ele alınan konular arasında.
|
  | AZERBAYCAN
Türklerinin Milli Mücadele Tarihi Yazarı: Musa
Qasımlı Sayfa:
704 Ebat
: 15.5X22
cm ISBN
: 975-256-073-3 Kaknüs/Tarih |
AZERBAYCAN
Türklerinin Milli Mücadele
Tarihi Bakü’de
Türkiye tarafından yaptırılan Şehitlik Camii’nin hemen
yanındaki şehitlikte
Enver Paşa’nın Azerbaycan Türklerinin Milli Mücadelesi adına
şehit düşmüş
Türk askerleri yatar. Burayı ziyaret eden her Türk’ü
duygulandıran bir tablodur
bu. Fakat bu mücadelenin öncesi ve sonrası, ayrıntıları
maalesef hiç bilinmez.
İşte konunun uzmanları tarafından bir başyapıt olarak
nitelendirilen bu eser,
Azrbaycan Türklerinin yanı sıra Kafkasya genelinde Türki
Cumhuriyetlerin, dolayısıyla
Türk kimliğinin Bolşeviklere, Sovyet devletine ve dünya
tarihi sahnesindeki
çeşitli siyasi oyunlara karşı verdiği mücadeleyi konu
alıyor. Yazar
Musa Qasımlı, ünü bulunduğu ülke sınırlarının dışına taşan
ender Azerbaycan
tarihçilerindendir. Çalışmaları yerli ve yabancı
tarihçilerin yapıtlarına kaynaklık
edecek düzeyde titiz hazırlanmış, yoğun bilgi içermektedir.
Yazarın eserlerinin
en önemli özelliği, çalışmalarını zengin arşiv literatürü
eşliğinde sürdürmüş
olmasıdır. Azerbaycan
tarihi; siyasal ve kültürel değerlerini ve topraklarını
işgal etmeye çalışan
Romalılara, Pers hükümdarlara, Araplara, Moğollara ve
Ruslara karşı büyük
direniş sergileyen bir toplumun tarihidir. Bu tarihin önemli
aşamalarından birini
27 Nisan 1920 yılında Azerbaycan’ın Bolşevik Rusyası
tarafından işgal edilmesinden
18 Ekim 1991 yılında yeniden bağımsızlığına kavuştuğu güne
kadar
geçen süreci kapsayan dönem
oluşturmaktadır. 19.
yüzyılda Rusya tarafından işgal edilen hanlıklar düzeninde
yaşayan Kafkas Azerbaycan’ı
eğer 1918-1920 yıllarında bağımsız devlet kimliğine
kavuşmasaydı, Nisan
1920 sonrasında oluşan Azerbaycan Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti de olmayacaktı.
Yani, Azerbaycan’ın Rusya safına ne tür bir kimlik altında
katılacağı belirsiz
kalacağından ve yapay devlet kimliğinin dahi olmayacağından
1991 yılında
Azerbaycan’ın bağımsızlığı çok daha sancılı olacaktı. Tabii
şöyle bir soru da
sorulabilir: Azerbaycan Türk toplumu 1920-1991 yılları
arasında kendi varlığına ve
zenginliklerine egemen bir ulus olsaydı yüzölçümü, nüfusu ve
hızla yükselen uluslar
arası konumuyla dünya düzeninde hangi mevkide
bulunabilirdi? |

 | BİZANS
VE İLK İSLAM FETİHLERİ Yazarı: Prof.
Walter E. Kaegi Çeviren:
Mehmet Özay Sayfa:
430 Ebat
: 13,5x21
cm ISBN
: 975-6963-93-X Kaknüs/Tarih |
BİZANS
VE İLK İSLAM FETİHLERİ Chicago
Üniversitesi’nde Tarih profesörü olan yazar Walter E. Kaegi,
uzmanlık alanı
olarak Bizans İmparatorluğu’nu seçmiş olup halen bu konudaki
çalışmalarına devam
etmektedir. Kaegi bu çalışmasında; Bizans İmparatorluğu’nun
7. yüzyılda Suriye,
Filistin, Mezopotamya ve Ermenistan gibi çok değerli
eyaletlerini Müslüman
Arap kuvvetleri karşısında nasıl ve neden kaybettiğini
araştırmıştır. Kitapta
Arap fetihleri öncesi var olan koşullar, Bizanslıların
Araplar karşısında izlediği
hatalı politika, askeri kampanyalar; Müslümanlarla yerel,
resmi ve sivil konulardaki
işbirliği sırasında çıkan problemler
incelenmiştir. Kitapta
ayrıca, Bizans hükümetinin bu trajik kayıpları nasıl
değerlendirdiğine ve imparatorluğun
daha fazla dağılmasını engellemek için mali ve askeri
kurumların ıslah
edilerek siyasi kontrolün arttırılmaya çalışılmasına da
değinilmiştir. Kaegi, Bizans
İmparatorluğunun çökmesinde; isyan eden Ermeniler, savaş
alanından kaçan
Hıristiyan Araplar, hatta doğal felaketler gibi dış
etkenleri suçlayan klasik yaklaşımı
aşmayı başarmış bir araştırmacıdır. Kitapta
Müslümanların zafere ulaşmak için gereken her şeyi yaptığına
hatta Yunanlıların
kurduğu siyasi tuzaklardan bile kurtulmayı başardığına
dikkat çekilir.
Bizanslıların zayıflıkları ve stratejik hataları, suçu başka
birine ya da koşullara
yüklemeden ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Kaegi, savaş
sırasında cephe olan
şehirlerde ve Bizans’ın geçici bir süre için karargâh olarak
kullandığı Antakya
şehrinde olup bitenleri mükemmel bir canlılıkla aktarmıştır.
Kitapta ayrıca
Müslüman Generallerin bir zamanlar çok güçlü olup şimdi
dağılmakta olan
düşmanları hakkındaki düşüncelerine de yer verilmiştir. 7.
yüzyılda Doğu Roma
İmparatorluğu eyaletlerinin Müslüman Araplarca fethedilmesi
konusundaki tartışmalara
açıklık getiren bu çalışma, konuyla ilgilenenlerin ve yeni
bir bakış açısı
arayan araştırmacıların mutlaka okuması gereken bir eserdir.
Kitap
10 Bölüm, notlar ve harita eklerinden
oluşmaktadır. |

 | DOĞUŞUNDAN
GÜNÜMÜZE İSLAM
DEVLETLERİ Yazarı: Clifford
Edmund Bosworth Çeviri:
Hande Canlı Sayfa:
496 Ebat
: 15x21,5cm ISBN
: 975-6963-90-5 Kaknüs/Tarih |
DOĞUŞUNDAN
GÜNÜMÜZE İSLAM
DEVLETLERİ Devletler,
Prenslikler, Hanedanlıklar Kronolojik
Soykütüğü 1967
yılında, Edingburgh Üniversitesi Yayınları’nca İslam
Araştırmaları serisinin 5
numaralı kitabı olarak İslam Hanedanlıkları: Kronolojik ve
Jeneolojik Bir El Kitabı
adıyla yayınlanan eser elinizdeki kitabın zeminini
oluşturmuş ve büyük ölçüde
geliştirilerek Orta Doğu ve Kuzey Afrika topraklarıyla Orta
ve Güney Asya’da
kurulmuş İslam hanedanlıklarının kronolojisi ve tarihi
açısından oldukça faydalı
bir referans çalışmasına
dönüşmüştür. Kitap,
İslam devletlerini ve hanedanlıklarını karmaşık tarihi
anlatımlara girmeden, bu
dönemdeki tarihi öneme sahip bazı olayları genel hatlarıyla
vermeye çalışılıyor. Bu
çalışmada birinci, ikinci ve üçüncü sınıf olarak
nitelendirilen hanedanlıklar ve
hükümdarlar hakkında olabildiğince güncel ve doğru bilgiler
aktarmaya çalışıyor. Bölüm
sonlarında yer verilen bibliyografyalarda, hanedanlığın
kronolojisi ve kullanılan
unvanlar veriliyor. İslam
tarihçileri, İslam sanatı tarihçileri, tarihi para uzmanları
ve İslam tarihine ilgi duyanlar
için oldukça önemli bir kaynak özelliği taşıyan kitap, 186
hanedanlığı kapsıyor
ve 17 bölümden oluşuyor. |

 | HAZAR
ÖTESİ TÜRKMENLERİ Türkmenleri
ne kadar tanıyorsunuz? Yazarı: Ekber
N. Necef/Ahmet Anna Berdiyev Sayfa:
364 Ebat
: 13.8
X 21 cm ISBN
: 5-6698-73-X Kaknüs/Tarih |
HAZAR
ÖTESİ TÜRKMENLERİ Türkmenleri
ne kadar tanıyorsunuz? Arap
kaynaklan, “Türk” kelimesinin “terk etmek”, “men” in ise
“iman etmek” anlamına
geldiğini ve Türkmen kelimesinin, İslam’ı kabul etmiş Oğuz
Türkleri için
kullanılan bir ifade olduğunu iddia ediyor. Oysa Çin ve Sogd
kaynaklarında Türkmen
ifadesinin Araplar kullanmadan tam iki asır önce “ebedi
Türk” anlamında
kullanıldığı ve Müslüman-Türk kimlikli topluluklardan
bağımsız olarak oldukça
erken dönemde yaşamış bir etnik kimliğe işaret ettiği
görülüyor. Bu kitap,
derinlemesine yapılmış bir araştırmanın ortaya çıkaracağı
bunun gibi ilginç tespitlerle
dikkat çekiyor. Azerbeycanlı
Ekber Necef ile Türkmenistanlı Ahmet Annaberdiyev, Türkmen
kimliğinin
ve kültürünün öyküsünü anlatırken arkeolojik bulgulardan,
Çin, Arap, Fars,
Türk, Rus ve Batı kaynaklarından, hatta “ideolojik yorumuna
rağmen göz
ardı edilmemesi gereken” Sovyet dönemi tarih
araştırmalarından, Sogd kaynaklarına
ve M.Ö 2.yy’da yaşamış seyyahların notlarına kadar birçok
belgeyi
dikkate alıyorlar. Çinliler’in Türkmenler için kullandıkları
“Tö-kyu Möng” ifadesinde,
kendilerini Mengü diye tanımlayan Göktürkler’in izini
buluyorlar. Bu bilgiler
ışığında Türkmen adının Oğuzlar’dan ve özellikle
Müslüman-Türk kimlikli topluluklardan
büsbütün bağımsız olarak, oldukça erken bir donemde etnik ve
coğrafi
bir tanımlama olarak kullanıldığının altını
çiziyorlar. Kitapta
Türkmenler’in menşei ve Türkmen ulusunun oluşumu gibi
konuların dışında
Rus işgalinden sonra Türkmenler’in milli konumu da
inceleniyor. Kitabın en
ilgi çekici özelliklerinden biri, ise Türkmenler’in,
kendileri için bir dönüm noktası
olan 19. yüzyılda mercek altına yatırıldığı ve kabile tarzı
yaşamdan, ulusal
yapılanmaya dönüşmelerinin, dini yapılarının ve aile
hayatlarının çarpıcı detaylarla
işlendiği bolüm. Orta
Asya’dan Anadolu’daki Türkler’e kadar bin yıldan uzun bir
süredir Türk tarihini
yönlendirmiş Türkmen toplumunun ve çok sayıda ulusun öz
milli benliğini oluşturan
Türkmen etnik yapısının tanınmasına büyük katkı sağlayacak
bir çalışma. |

 | İSTANBUL
DÜŞTÜ Ben
Hâlâ Hayatta Mıyım? Yazarı: Gustave
Schlumberger Çeviren: Hamdi
Varoğlu Sayfa
: 344 Ebat
: 13.8
x 21 cm ISBN
: 975-6698-74-8 Barkod
: 9799756698746 Fiyat
: 14,00
YTL. Kaknüs / Tarih |
İSTANBUL
DÜŞTÜ Ben
Hâlâ Hayatta Mıyım? Schlumberger,
eserine İstanbul’un “düşüşünü” hazırlayan sebepleri tasvir
ederek
başlıyor. 1453 yılında Doğu Roma İmparatorluğu, bir zamanlar
sahip olduğu
ihtişamının zayıf bir gölgesi hâline gelmiştir. Orta Çağ’ın
son günlerinde; İmparatorlar,
Patrikler, Papalar, Krallar ve nihayet Doğu ve Batı
Hıristiyan âlemi arasında
sürüp giden komplo ve entrikalar yüzünden, İstanbul’u merkez
alan traji-komik
bir oyun sahnelenir. Schlumberger
çizdiği bu geri plânının merkezine, “İstanbul düştü, ben
hâlâ hayatta
mıyım?” sözüyle meşhur, İmparator Konstantin’i, duygu ve
derinlik dolu
bir karakter olarak yerleştiriyor. Halkını ve şehrini
kurtarmak için ümitsizce çabalayan
zeki bir hükümdardır o, öyle ki “Türk sarığını Kardinal
başlığına tercih edecek”
kadar Roma Kilisesi’nden nefret eden Bizans halkına rağmen,
kiliseler birleşmesini
gerçekleştirir. Schlumberger’in
Fatih Sultan Mehmed’i de, Batılı kaynaklardaki “kötü adam
klişesi”ne
hiç benzemiyor. Acımasız olmasına acımasız ama demir gibi
iradesiyle 8
asırdır İslâm âleminin uğruna yanıp tutuştuğu bir hedefe
ulaşan genç bir Sultan’dır
o. |
| |